Pazartesi , 10 Aralık 2018
Home » Yorum » Yönetilenlerin rızası…

Yönetilenlerin rızası…

Ebru Özdemir

 

 

Kulağa ne hoş geliyor değil mi?
Rızam varsa yaptığını onaylıyorumdur. Yani, bir dayatma, bir zorlama ile yönetilmediğimi düşünüyorumdur. O halde, “yönetilenlerin rızası” varsa demokrasi de vardır diyebiliriz…..mi?
“İkna ederek, rızasını alma ya da teslim alma” diyerek tanımlamaya çalışsak, sanırım yanlış olmaz.
Devlet “baba”mızdır, kutsaldır, korkulandır, güçtür. Devlete laf edilmez. Eleştirilmez. Karşı çıkılmaz. Çünkü devlet “karnını doyurur, iş verir, yol yapar, eğitim sağlar” . Bunları yaparken de ara sıra yanlışlar yapar. O yüzdendir ki, yaptığı yanlışlar karşısında bile sesimizi çıkartmamalıyız, hoş görmeliyizdir. Yönetenlerin ve devletin kutsanması ve korku, beraberinde güce tapmayı getirir ki, bu bize Osmanlı’dan miras kalan bir durumdur.
Devletin korkusu yok mudur? Var elbette.
Devletin yüceliği, yaşadığı korku ile aynı büyüklüktedir. Korkmuyor olsalardı, topluma korku yaymazlardı. İnsan, korktuğu şeyleri kontrolüne almak ister değil mi? İşte, AKP hükümeti ve elbette en başta Tayyip Erdoğan, iktidarının ve saltanatının devamlılığını koruyabilmek için güçlenerek, hayatın her alanına bir ahtapot gibi sarılmıştır. Hatta ahtapotun kolları o kadar geniştir ki, komşu ülkelerimize kadar uzanmıştır. Devletin diktatörlüğe evrilen bu yönetim şeklinde halktan büyük bir güç aldığını da görüyoruz.
Peki, insanların yönetilmeleri ve kontrol edilebilmeleri için ne yapıyorlar?
Bir kitleyi ikna veya razı etmenin en güçlü enstrümanı medyadır. Medya onların en büyük propaganda borazancısıdır. Medya üzerinden istedikleri gündemi yaratırlar. Hangi konunun konuşulacağı, hangi konuların tartışılabileceği, tek tipleştirilen medyanın başlıklarındadır. Eleştirilmesini istemedikleri her şeyin ve bilinmemesi gereken gerçeklerin üstünü örterler.
Diğer ikna mekanizmaları olan, din ve manevi duyguları ( bayrak, millet, namus,… ) sömürür, silahlı güçleriyle saldırır ve diyanetle kolkola girerek, yasama, yürütme ve yargıyı kendilerinin hâkimiyetine bağlayarak sağlayabilirler. Bu yönetilmeyi, boyun eğmeyi beraberinde getirir. Ki bunu öyle oturaklı yaparlar ki, siz istediğiniz kadar demokrasi, istediğiniz kadar özgür düşünceden yana olun, kafanızda soru işaretleri uyandırırlar. İşte burada bilinçsiz rıza gösterme ile boyun eğdirme, bilinci yönlendirip hapsetme ile ikna iç içedir.
Kitleler özgürleştikçe, örgütleştikçe, kendi taleplerini savunacak, yönetimde aktif rol alabilecek ve kendilerine karşı bir güç olacaktır.
Halkın bilinçlenmesi, fikirlerin özgürleşmesi, eşitlik ve özgürlük isteyenler ne kadar denetim altına alınır, ne kadar ayrıştırılır ve yalnızlaştırılırsa, arkalarına sığındıkları manevi değerlerle zihinleri ne kadar zehirlerlerse, halkın kabul etmediği bir şeyi kabul ettirmek, amiyane tabirle evcilleştirmek, hükmetmek, boyun eğdirmek o denli kolaylaşacaktır ve gücüne güç katacaktır. Çünkü devlet azınlıktır. Azınlığın, çoğunluğa hükmedebilmesi gerekir. Saltanatlarının devamı için, yollarına çıkan her türlü barikat yıkılmalıdır.
Burada yönetilenler ya bu yönetim şekline boyun eğecekler ya da güç kaybetmek istemeyen iktidar gerekli her türlü imkânı sonuna kadar kullanacaktır. Ötekileştirilen ya da yok sayılanlar, özgürlüğe ve güya ulusun bağımsızlığına, dinine, bayrağına, namusuna karşı çıkan kesim algısı yaratılarak, yönetilenler ve yönetilmeyi kabul etmeyenler olarak ikiye ayrılacaktır. Ve ne acıdır ki, özgürlük ve demokrasiden en çok da yönetenler bahsedecektir. Bu yolda kefen giymiş olmak bile, onların güçlerine güç katacaktır. Ölmeyi göze alsalar da, hiçbir zaman ölen olmayacaklardır.
Yönetime karşı tepki veren, kabul etmeyen, “onlar tarafından reva görülen demokrasi ve özgürlük anlayışına” karşı direnen kesimi nasıl denetim altına alacaklar?
Kendilerine karşı olan her düşünceye karşılık, kullandıkları sıfatlarla önce algı, sonra linç kampanyası başlatırlar. İktidar, halk üzerindeki etkisini arttırmak için, kaba kuvvete, hatta katliama varan saldırılarla direnenlere terör estirir. Silahla, yıkımla, ölümle dayatacaklardır. Ötekileştirdiklerini “vatan haini, terörist, dinsiz, çapulcu, muhalif, cemaatçi, komünist, Ermeni dölü, anarşist” ilan edecektir. Bu şekilde, rıza gösterenlerin sayısı ve aldığı güç artacaktır. Devletin ve saltanatlarının devamlılığı için bu zümre yok edilmeli ya da sesleri duyulmayacak kadar sindirilmelidir.
Son dönemlerde Kürt olmak, terör isteyen, ölüm ve savaş isteyen bir halka denk düşürüldü. En çok barış isteyen kesimin, en çok terörizmle suçlanan kesim algısı dört dörtlük başarıyla gerçekleştirildi. Çünkü karşılarında “hayır” diyen kesim, onlar için bir korkuya dönüşmüştü.
Bu politika, direnenleri, rıza göstermeyenleri elbette korkutabilir. Ama onlar daha çok, “rıza gösteren” kitleye haklı olduklarına ikna çabasındadırlar. Kendi tabanlarını bu konuda ikna edebilmek ve iknanın sürekliliğini sağlayabilmek için, ötekileri öyle yaftalamalılar ki, kimse “yahu bunlar da Müslüman. Müslüman Müslümanı öldürür mü, zulmeder mi”, sorusunu sormasın. Soruların cevabı hep, “müstahaklar” olsun.
Tek tip fikir, neredeyse tapılan bir güç, ilahlaştırılan yöneticiler, aynı cümlelerin kurulduğu, sorgulamayı bırak sorgulamana dahi izin vermeyen bir kitle… Türkiye’de yaşam hakları ve özgürlük sonsuzmuş ama bunu istemeyen, ülkeyi nedense hep bölmeye çalışan, yıkılsın isteyen bir kesim var algısını yarattılar. Yaşam hakları Türkiye de sonsuzmuş yanılgısından o kesimi çıkartıp almalıyız.
Hükümetin duymak istemediği sestir ötekiler. Devlet terör uygulayarak, her türlü halk ve işçi örgütleri, sendika, sivil toplum kuruluşları ve partileri ve kendilerine oy vermeyen her şehri ezip geçmiş, korku yayarak, binlerce kişi katledilmiş ya da tutuklanmıştır. Bir kesim yokmuş muamelesi yaşanıyor. Hatta öyle ki soru soranlara cevap bile vermiyorlar. Yoksun’dur onlar için! Yaşamların üzerinden, hakların üzerinden tankları, tüfekleri ile geçerler.
Bir de, öğretmen, aydın, sanatçı, bilim insanlarını gözaltı, tutuklama ya da görevden ihraç ile uzaklaştırırlar. Çünkü yetiştirecekleri insanlar, özgür ve bilimsel düşünen insanlar olacaktır. Bu, onlar için hiç de hoş bir şey değildir. Düşünen insan, sorgulayan insandır. Sorgulanmaya değil, her yaptıklarının sorgusuzca tarafı olmasını isterler.
Halkın büyük çoğunluğunun artık yönetime katılma, fikir açıklama, isteme hakları yerine, seyretme, izleme, kabul etme yani “rıza gösterme” ya da “razı edilmelerini“ maalesef korkarak görebiliyoruz. Rıza göstermek, yönetilmeyi kabul etmektir.
Boyun eğiştir.
Boyun eğin, seyirci kalın! Ben istersem zaten sokaklar sizin…
E gerektiğinde de çağırmadı mı? Hakkını yemeyelim!
En diktatör yönetimlerde bile, kısmen de olsa yönetilenlerin rızası, yönetime yansımıştır. Bakın idam konuşuluyor, “halk isterse idam gelir” deniyor. Halkın yönetimde söz sahibi olduğu algısı yaratılıyor. Bir taraf idam konuşurken, ötekileştirilenlerin “barış, yaşam, özgürlük, kardeşlik” gibi söylemleri maalesef yönetime yansımadığı gibi, terörle eşdeğer kılınıyor.
Ulusal çıkarlarımız dedikleri şeyler de, sizin anladığınız çıkarlar değil, tam tersine kendi çıkarlarıdır. Hayatımıza uygulanan gasp, haklarımıza eklenen her yeni zincir halkası, onların zenginliklerine ve güçlerine güç katmaktır.
Çokça dillendirdikleri ileri demokrasileri ve sağlamlaştırdıkları koltukları, elbet rıza göstermeyenlerce çökertilecek ve aynı ses, aynı notadan konuşmak zorunda olmayan halkların yaşamı haline gelecektir. Onların gücü geçicidir. Sonuçta azınlıktırlar. Halkın gücü ve özgür adil bir dünya talebi karşısında, o inandıkları sonsuz ve kaybolmasından her saniye korktukları güç sadece bir rüyadır.
Özgürlükleri reddetmek, hapsetmek suçtur.
Hem sizi yönetsinler diye maaşlarını ödeyip, hem de sürekli ne düşünmeniz gerektiğine müdahale eden, ne yapmanız ve nasıl yapmanız gerektiği konusunda bildiği yol dışında yol tanımayan, verilecek emirleri uygulamanızı bekleyen, bedenen, ruhen ve fiziken sizi teslim alan, bir “bekçi”ye ihtiyacınız olup olmadığına kendiniz karar verin.
Bir otoriteye direnmenin dahi bizi özgür kılacağını da unutmayın.
*İnsanlar hükümetten korktuğu zaman, zorbalık; hükümet insanlardan korktuğu zaman özgürlük vardır. ( Thomas Paine )

About Ebru Özdemir

Ebru Özdemir

Check Also

ŞİMDİ UMUTLARIMI BİRİKTİRDİĞİM YERDESİN HAMBURG…

Sevgili günlük Sen bilmezsin, Hamburg’dan G-20 zirvesi diye bir zırvalık geldi geçti. Zirve öncesi tüm …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir