Cumartesi , 21 Ekim 2017
Home » Yorum » Yaşanmışlıkları silmeye çalışmak hüzünlüdür

Yaşanmışlıkları silmeye çalışmak hüzünlüdür

Lara Seidenberg
Temizlik yapmak, bana her zaman son derece hüzünlü gelmiştir.
Tamamlanamamaya mahkum.
Ne kadar uğraşırsan uğraş, mükemmele ulaşamadığın  yorucu, sıkıcı bir iş.
Çamaşır bitmez, bulaşık bitmez. Hep bir yerler temizlenemeden kalır, ya dolapların üstü de silinmelidir, ya camlar.
Bittiği anda bile yeniden başlayan bir tuhaf şeydir. Akıntıya kürek çekmek gibi. Avuçta durmayan kum taneleri gibi.
Yetişkin bir kadın olana kadar bu işten mümkün olduğunca kaçmaya çalıştım. Bu yüzden annemden ve ev arkadaşlarımdan yediğim fırçanın haddi hesabı yoktur. Kirli çamaşırların evde oluşturduğu tepelerin üstünden atlaya atlaya, haftalarca hiç rahatsız dahi olmadan yaşamışımdır. Yatak toplamak bana dünyanın en fuzuli işi gibi gelirdi, akşam yatınca nasıl olsa tekrar bozulacak diye düşünürdüm. Makarna pişirip iki hafta boyunca öylece tencerede bırakarak ev arkadaşıma resmen sinir krizi geçirtmiştim.
Temizliğe dair yıllar boyunca pek çok şey düşündüm, tecrübeler edindim, deyişler topladım, hatta bir tür bilgeliğe ulaştım diyebilirim. Şimdi otuza bir kala, eski halimden eser kalmamışken bunları yazıya dökmek isterim.
Çocukluğumdan beri hayranlık ve sevgi beslediğim bir teyzem var ki, tanıdığım en düzenli ve titiz insandır. İç çamaşırlarından yatak çarşaflarına varıncaya kadar her şeyi ütüler. Ütünün mikropları öldürdüğünü ve ütülenen çamaşırların dolaba yerleştirilince daha güzel durduğunu söyler.
En büyük keyiflerinden biridir ütü yapmak, asla külfet değildir. Sürekli temizlik yapmaz, çünkü bir yeri kirli mi gördü, o anda yapar ki iş birikmesin.
Onun evini dağınık gören hiç olmamıştır.
Başka bir tanıdığımdan “kapı silme”yi öğrendim. Bayağı deterjanlı bezle filan silinmeleri gerekirmiş meğer, yoksa eve pis bir koku sinermiş.
Eski ben, bunun tamamen delilik olduğunu düşünmüştüm. Gelgelelim uzun zaman sonra, bir gün kapı pervazlarına sinsice yapışıp kalan küçük küçük lekeleri farkettim. Kapılar silinince renkleri değişti, gülümsemeye başladılar.
Bir arkadaşımın kız kardeşi Vileda denen icada olan öfkesini kusmuştu. Tozları bir yerden bir yere taşıyormuş ancak. Yer silmenin raconu dizinin üstüne çökmektir. Köşeden başlayıp, oflaya puflaya, bütün gücünle ovalayarak silemek suretiyle yavaşça çıkacaksın odadan. Kuruyana kadar da kimseyi oraya sokmayacaksın. Kan, ter, gözyaşı.
Temizlik yapmaktan ne kadar nefret ettiğimi bir gün dile getirdiğimde, evli çocuklu bir tanıdığım “Çocuğun olup emeklemeye başlayınca görürsün, nasıl silip süpürüyorsun evini” demişti. Çocuğum oldu, gördüm.
Başka bir tanıdığımsa şu mikrofaser bezlere olan kızgınlığını dile getirmiş, “canım, bildiğimiz pamuklu bezlerin nesi eksikmiş?” şeklinde veryansın etmişti. Muhafazakar ve alışkanlıklarına bağlı bir insan olduğu buradan belliydi.
Eve “kadın gelmesi” diye yaygın bir fenomen vardır bir de büyüdüğüm İstanbul’da. Orta ve üst sınıfa mensuplarda, ev hanımı olup çalışmayanların bile evine kadın gelir. Bizim insanımız, malesef, ayak işlerini başkalarına yaptırmayı biraz fazla seviyor sanki.
Hamburg’a geldiğimde, hiç gocunmadan kendi işini kendi gören erkekleri, kadınları, yaşlıları, gençleri tanıdığım zaman oldukça etkilenmiştim.
“Kabasını almak” diye bir terim vardır, bunu elbette en iyi bizim kadınlarımız bilir. Hani bir yerin çok işi varsa, önce şöyle bir kabası alınır, asıl temizlik ondan sonra yapılır ki, toz toprak her yere dağılmasın. Temizlik yaparken bile temiz çalışmak lazım gelir.
Cam silme işi gazete kağıdıyla yapılır. Sirke doğal bir yağ ve kireç çözücüdür. Bir odadan diğerine giderken eline bir şey alıp yerine götürmeyi alışkanlık edinmelidir insan. Böylece ev fazladan bir toplama girişimine gerek kalmaksızın derli toplu kalır.
Tabii bir de takıntı derecesinde titiz olanlar var. O raddeye gelmek de sakıncalı. İnsan huzur bulamaz, mikroplardan korka korka en sonunda toplum içine çıkamaz hale gelir. Kokusunu hijyen hissiyle bir tuttuğu için, küvete banyo köpüğü yerine çamaşır suyu dökerek yıkananların olduğunu duydum.
Örnek gösterilecek raddede olmasam da, ilk gençliğime kıyasla oldukça mesafe katetmiş vaziyetteyim şu temizlik konusunda. Sebebi anne olmamın sonucunda düzenli bir hayata geçmek olabilir. Belki de sırf pragmatik nedenlere dayanıyor. Aradıklarımı bulamamaktan gına gelmesi, yemek yapmaya başlamak için önce dağ gibi bulaşık yıkamak zorunda kalmak vesaire, beni iyi kötü düzenli biri olmaya zorladı. Kimsenin uyarısı, bağırıp çağırması beni değiştiremedi. Buna ihtiyacım olduğunu anladığım zaman kendim değiştim. Bir olgunlaşma süreciydi.
“Çocuklarınız ilerde evlerinin ne kadar temiz olduğunu değil, onlarla koşup oynadığınız anları hatırlayacak” diye bir söz okudum, ne kadar doğru. Yaşamın amacı yaşamaksa; düzensizlik ve kaos, toz, toprak, kir, çamur ise yaşanmışlıkların kanıtı, hayatımızın ayrılmaz bir parçası değil mi?
Belki de bu yüzden temizlik yapmak insana bir hüzün veriyor, ruhunu ağırlaştırıyor. Bir şekilde her seferinde yaşanmışlıkları silmeye çalışıyoruz. Herkesin bir ağrı eşiği vardır, en önemlisi rahat ve güzel yaşamak.
Kendi yolunu bulmak, bu meseleyi kafada çözmek gerekiyor.
Her konuda olduğu gibi.

About Lara Seidenberg

Lara Seidenberg

One comment

  1. gerçekten leziz bir anlatım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir