Pazartesi , 10 Aralık 2018
Home » Yorum » Özgürlüğü yaşayamayanlar

Özgürlüğü yaşayamayanlar

Özlem Winkler-Özkan

Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar isimli oyununda sanatı şöyle tarif etmiş:

“Yeter Hikmet! Oyunumuza  dönelim.” Hikmet’in gözleri parladı: “Dönelim, albayım. Oyunumuzu kanımızla yazalım. Istırabımızı sanatımıza gömelim. Sanat bizim için ekmek parası değil, sanat bizim için bir ustalık meselesi değil, sanat bizim için… sanat bizim için nedir albayım?”
“Eğer yazabilirsek iyi bir oyun,” diye homurdandı emekli albay Hüsamettin Tambay.
“…İşte kalem, işte ıstırap albayım (…)”

Istırabınızla yüzleşmektir sanat. Belki sözlerle anlatılamıyan bir “van Gogh” eseridir sanat. İşte tiyatronun ve temel olarak sanatın o mükemmel imkânlarından biri oyunlar seyretmek, yazmak çizmek ve anlamak. Yüzleşmek, rahatsız olduğunuz konulara değinmek, utandığınız veya kızdığınız temaları canlı olarak seyretmek bir cesaret meselesidir seyirci için. Sanat düşünce özgürlüğünü getirirdikten sonra kişisel özgürlük getirir, tüm potansiyelimizi kullanmaya sebep olur. Öyle bir gelecek hayal edebiliyormusunuz?

Sanatın medeniyetinden uzak duran bir toplum, ünlü Rus yazar Lev Tolstoy’un, “Karanlığın Kudreti” adlı oyununda belirttiği gibidir; “ayağından tutulan kuşun başı da gider”. Sanatsız yaşayan bir toplumun yeteneği, becerisi azaldığı gibi; Pakistan’daki gibi cebri icrasını da yaşamak istemiyorsak artık şu düşünce özgürlüğünü benimsemeliyiz. “Tamam” sloganı o kadar yankı yaptı ki şu aralar…

Futbolcu Mesut Özil’i, birkaç yıl önce bağıra bağıra yargılayıp, “kanı bozuk, sahte Türk” olarak tanımlayan başkan, bugün onunla reklam fotoğrafları çektiriyor. Artık o da bölüp ayırmanın, kin ve nefretin bir gün mutlaka sona ereceğini, yerçekimi gibi doğanın kaçınılmaz bir gücü olduğunu, anlamıştır. Peki bizim güzel ülkemizin, o güzel insanlarını sonuna kadar sıkı yönetimle kamçılamaya değer mi? Tartışanlar hep ayırır, insanlarımızı böler.

“Divide et impera” Latince bir ifadedir. Yani böl ve yönet demiş eski Romalılar. Ah şu Romalılar… Bir yönetimin çıkarları için, alt grupların yenilmesi veya kontrol edilmesi için önerilir. Bu, alt grupların ortak düşmana karşı birleşmelerini engelleyerek birbirlerini hedef almalarını sağlar. Bir nefes alalım, beyin hücrelerimizi çalıştıralım. Anladıkmı?

Dünyanın en saygın fizikçisi Albert Einstein; “İki şey sonsuzdur, biri evren, diğeri de insanlığın aptallığı. Fakat birincisinden tam olarak emin değilim.” demiştir.

Şiddetli tartışmalar seyirciyi meşgul eder, bağlar, katılımı yüksek tutar ve gündemde konu olduğu için yayına devam eder. Sosyal medyada milyonlarca tıklanır ve biz bu oyuna eşlik ederiz. Çünkü bizim sanat anlayışımız televizyondan ve sosyal medyadan ibarettir.

Televizyon kanalları için en önemlisi “rating”dir. Bu seyirci katılımının hesaplanmasıdır. Eğer yüksek seyirci katılımı elde ediliyorsa, yayına devam edilir. Düşük rating, yayından kaldırılmaya sebep olur. Çoğu televizyon programı Hollanda menşeilidir ve dünyaya oradan açılır. Evlilik programları, survivor gibi programlar. Milyonlarca tıklanan youtube kanallarıyla kendimizi avutuyoruz. Eğlenmek, fasa fiso olaylara sırıtıp gülmek ve tartışmak bizi yaşadığımız güncel konulardan belki bir müddet kurtarır.

Fakat kaliteli işlere imza atmak istiyorsanız gerçekçi olmanız şart. Hem Almanya’da hem Türkiye’de sanat anlayışıyla iletişim kurmanız en azından çocuklarınız için bir mecburiyettir. Misal Bertolt Brecht “Ahmakça romantik bakmayın” yazılı afişleriyle 1940 yılında dillendirmiş ve yepyeni ve dünyaca ünlü “Epik” denilen sanat dilini ortaya koymuştur.

Şimdi gençlerimiz eğer günde neredeyse 24 saat cep telefonuyla ilgileniyorsa buna biz önayak olmuşuzdur. Sosyal medyadaki arkadaş sayınız gerçek hayattaki arkadaşlarınızdan fazlaysa, bir yerde bir yanlış var demektir.

Gençliği konu eden dramalara bir bakalım:

Dünya edebiyatının tartışmasız en önemli klasiklerinden “Faust”, ünlü Alman yazar Johann Wolfgang Goethe’nin bir tiyatro oyunudur. Bu tragedyada bilimin, ilmin, aydınlık bir hayatın peşinde olan Doktor Faust hikâye edilir. Baş karakteri, yaşlı, çelişki içinde, mutsuz ve “Bu bildiklerimle keşke bir daha genç olabilsem. Eğitimli ve bilgili olduğumuzda gençliğimiz yitip gidiyor. Yaşlanınca o kadar bilgi neye yarar?” diye düşünen ümitsiz Faust, şeytanla anlaşma yapar. O yaşlı ve tecrübeli hâliyle tekrar genç olarak hayatına başlar.

Bilgin kişiliği genç bedeninde sonsuz mutlu olsa da, hayatın kurallarına karşı gelemediğimizi, kişiliğimizin sadece zaman ve tecrübe ile yoğurulduğunu anlatır bu trajedi.

Otantik, insanca, sınırsız, şaşırtıcı ve bilgilendiren, yüz yıllardır var olan bir mücevherdir sanat. Bu konuyla ilgili ünlü boksör Muhammad Ali’nin sözü geliyor aklıma: ”Hayal gücü olmayan insanın, kanatları yoktur”. Kanatsız toplum değiliz elbet, bunu Hamburg, Berlin, Köln… yurt dışında ispat etmenin zamanı gelmiştir artık.

Bizi akılsız yapan akıllı telefonlarımızı kapatalım ve tiyatroya, müzikale, resim sergilerine gidelim. Gurbette yıllardır yaşamış olduğumuz azınlık sıfatın getirdiği komplekslerden kurtulalım. Almanya’nın geçmişte, bize yaşattığı siyasi noksanlar sebebinden oluşan kurbanlık rolünden kurtulalım.

Birey, güçlü ve aydın gençler yetiştirmek için düşünce özgürlüğünü kullanmaya başlayalım.

Türkiyede’ki siyasi veya sosyal konuları Almanya’ya taşımaktan hariç, Almanya’nın güncel konularını tartışalım sahnelerde. Yurdumuzdan getirdiğimiz sanatçılarla eski günleri anmak, özlem gidermekten sonra, çocuklarımızın geçmişte tıkanıp kalmamaları için, Almanlar’la beraber sanatsal projeler üretelim. Maddiyat için geldiğimiz ülkede çocuklarımıza miras olarak manevi değerler bırakalım.

Alman’ya yıllardır “Şair ve Düşünür” ülkesi olarak anımsanırken, ikinci dünya savaşından sonra “Hekimler ve Cellatlar” ülkesi olarak yıllardır yargılanmış ve bu lakaptan zor kurtulmuştur. Sonsuz gelişim ve ekonomik güç, maalesef toplumsal sorunları çözemediğini tarihte her seferinde tekrar tekrar ispat etmiştir. Kurban gidiyoruz Neolibarizm diye adlandırılan siyasi akımın öne sürdüğü ekonomik tasarımına, yani modern kapitalizme. “İşte kalem, işte ıstırap” misali cesaretlenelim ve burda, Hamburg’da özgürlüğün getirdiği imkânları kullanıp sanat ile hayallerimizi aşabilecek çözümler, dünyalar keşv edelim. Kimler bu şansa sahib ki?

Özgürlüğü yaşayamayanlara borcumuz olsun!

About Özlem Winkler – Özkan

Özlem Winkler – Özkan

Check Also

Sınırların ötesi

Özlem Winkler – Özkan Tiyatro, Yunanca theatron „görme yeri” sözcüğünden gelmektedir. İlk tiyatro MÖ 534 …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir