Cumartesi , 21 Ekim 2017
Home » Yorum » Ne sen sor, ne ben söyliim

Ne sen sor, ne ben söyliim

Lara Seidenberg

Richard diye bir genç adamla tanışmıştım, anlattığı hikaye hayatıma bambaşka bir yön verdi.

Parkta arkadaşlarla oturuyorduk, yanıma yaklaşıp “Ben bir gangstarapper’yım, bana inanıyor musun?” diye sorarak pat diye lafa girdi. Pırlanta taklidi, parlayan kocaman bir kolye vardı boynunda. “Bilmem, inanırım herhalde..” diye bir şeyler geveledim, başladı hiç ne dediğini hatırlamadığım doğaçlama bir rap yapmaya. “Şimdi inandın mı?” diye sordu, cevabımı beklemeden “İnanmasaydın da farketmezdi. Ben ganstayım kolyem var, rapçiyim söyleyecek sözüm var. Rapimin kötü olduğunu düşünebilirsin ama rapçi olmadığımı söyleyemezsin.” dedi. Çıkarttı kolyesini bana hediye etti, biraz daha sohbet ettikten sonra geldiği gibi aniden gözden kayboldu. Onu bir daha hayatımda görmedim.

O güne kadar sanata dair taşıdığım kanının yanlış olduğunu böylece anladım. Zannederdim ki sanat, yetenekle, “bilmek”le ilgilidir.

Şarkı söylemek için örneğin nota bilmek, güzel bir sese sahip olmak gerekir. Resim yapmak için sanat tarihi bilmek, sanat eserlerini “doğru” değerlendirebilmek, perspektif-gölge vs. her bir tekniğe hakim olmak lazım gelir. Veya tiyatrocular üstün bir oynama kabiliyetine sahiptir. Bazı olağandışı insanlar “sanattan anlar”. Ulaşılmaz ve bilinmez ilginç bir alemdir orası. Hani ünlü ressamların milyonlar değerinde soyut tabloları vardır ya, insan ister istemez “Bu ne ya, aynısını ben de yaparım” diye düşünür. İşte mesele yapabilmekle değil, düpedüz yapmakla ilgilidir. Akabinde ise yaptığının arkasında durmak.
Bir çocuğun güdüsüyle eline boyayı alıp özgürce dünyayı renklerdirmektir resim yapmak. Rap, söyleyecek sözü olanın takır takır konuşmasıdır. Bazen insanın içinden bir melodi geçer, dışa vurulmayı hakeden bir şarkıdır o, söyleyenin sesi güzel olsun olmasın. İnsanların karşısında bir duyguya kendini kaptırıp, başka birinin yerine kendini koymak, onun sözlerini söylemek ve bundan keyif almak tiyatrodur. Hepimizin sürekli yaptığı bir şeydir yani aslında. Fotoğraf bir bakıştır. Dans sallanmaktır. Şiir kelime seçmektir. Graffiti “Ben buradayım” demektir, gençliğin beton bloklara vurulan öfkesidir. Başka bir şey değil.

Herkesin kendini dışa vurabileceği bir yol mevcuttur kanımca. Malesef ki yaşadığımız zamanda bazı kesimler, kurumlar veya kişiler yollarımızı, kanallarımızı kapatmış olabilir. Okul sistemlerimizden tutun, elit çevrelere, ailemiz-en yakınımız olmasına rağmen eylemlerimize destek değil köstek olanlara, bizi üretmekten alıkoyup tüketime iten kapitalist sisteme varıncaya kadar. Özümüzden, doğamızdan, insanlığımızdan uzaklaştık. Acilen şarkı söylemeliyiz, dans etmeliyiz. Çocuk olmalıyız. Benim de işte küçük büyük anlatacak hikayelerim, paylaşmak istediğim düşüncelerim var.

Bu yüzden buradayım. Merhaba:)

Anneannem ve dedem Kavak-Sarıyer vapurunda gazetenin çengel bulmacası vesilesiyle tanışmışlar. Tanıma fırsatını bulamadığım dedem, anneannemle her sabah göz göze gelirmiş ama konuşma cesaretini kendinde bulamazmış. Bakalım güzel olduğu kadar da akıllı mı, düşüncesiyle bir gün çengel bulmacayı anneanneme uzatmış. Anneannem üniversite öğrencisi, tüm bulmacayı hemencecik çözüp geri vermiş dedeme. Dedem elbette ki o anda şıp diye aşık olmuş ve mutlaka anneannemle evlenmeyi kafasına koymuş. Anneannemin şüphesiz abartarak anlattığına göre, büyük bir aşk yaşamaya başlamışlar. Daha evlenmeden “dağlarda sevişmişler.”
Dedem hakkında kimsenin kötü konuştuğunu duymadım. Özellikle annem, annemin halaları ve onların çocukları dedeme adeta aşıkmışlar. Yalnız anneannem, hüzünlü bir şakacılıkla evlilikten önce dedemin onu dişçiye götürdüğünü, hani satın almadan önce atlara yaptıkları gibi, dişleri sağlam mı diye baktırdığını söylerdi. Evlendikten kısa bir süre sonra ise, esasında büyük aşkı olan bu maço adamla tüm hayatını geçirecek olduğu gerçeğinin bir anda kafasına dank ettiğini ve dünyasının başına yıkıldığını anlatırdı. Dedemin yıllar sonra bir metresi bile olmuş. Kolay bir adam değilmiş kısacası. Anneannem öyle ya da böyle bu gerçeği kabul etmiş, dedem ölene kadar yanında olmuş. Bir yanıyla güzel gibi dururken, bir yanıyla ne kadar yorucu bir hikaye, değil mi?
Bazı kadınlar neden kalp kıran hoyrat erkekleri sever ve onlarla kalmaya devam eder?

Ekonomik ve toplumsal sebepleri anlayıp da saymazsak, elimizde kalan kadınların sevgiye körlemesine inançlarını, iç sızlatan inatlarını, ellerine gelmez mutluluklarını belki de anlayabiliriz.

About Lara Seidenberg

Lara Seidenberg

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir