Cumartesi , 14 Aralık 2019
Home » Haber » Murathan Mungan Osman Kavala için yazdı: Zulmün hükmü şimdiki zamana geçer, resmî tarihin ömrü dünyanın her yerinde kısadır

Murathan Mungan Osman Kavala için yazdı: Zulmün hükmü şimdiki zamana geçer, resmî tarihin ömrü dünyanın her yerinde kısadır

Dostları, 704 gündür tutuklu olan Osman Kavala‘ya 62’nci yaşı için lise ve üniversite döneminden arkadaşlarının, sanatçıların, yazarların ve sivil toplum kuruluşlarından isimlerin yazdığı mektuplar, makaleler, şiirler, resimler, fotoğraflar ve kolajlardan oluşan bir kitap hazırladı.

Kitabı götüren CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Kavala’nın tepkilerini “Çok duygulandı. Kitabı aldı eline baktı. Gözlüğünü takmamıştı. Kendi gözlüğümü verdim. İnceledikten sonra kitabın kapağını kapattı, duygularını ‘Cezaevinde yattığıma değdi’ sözleriyle ifade etti” dedi.

Kitapta yazar Murathan Mungan da Osman Kavala için bir yazı kaleme aldı. Mungan “Zulmün hükmü şimdiki zamana geçer. Resmî tarihin ömrü dünyanın her yerinde kısadır. Tarihte şöyle bir takas vardır: Senin şimdiki zamanından çaldıklarıyla sana bir “geniş zaman” yaparlar. Belki onlar devrin locasına kurulup devrana hükmettiklerini sanırlar, ama kendilerinden bir geniş zaman yapamazlar” diye yazdı.

Dostlarından Osman Kavala için ‘Doğum Günü Kitabı’

1 Kasım 2017’den beri tutuklu bulunan Osman Kavala cezaevinde ikinci doğum gününü geçiriyor. Dostları Kavala’nın doğum günü için mektuplar, makaleler, şiirler, resimler, fotoğraflar ve kolajlardan oluşan bir kitap hazırladı. Kitabı Sezgin Tanrıkulu’ndan teslim alan Kavala, “Cezaevinde yattığıma değdi” dedi.

327 ismin farklı çalışmalarıyla katkı verdiği kitapta, Kavala’ya mektup yazan isimlerden Murathan Mungan’ın Osman Kavala için hazırlanan kitapta yer alan yazısı şöyle:

Sevgili Osman Kavala,

Ömrünün daha şimdiden 700 gününü yok yere dört duvar arasında geçiren birine yeni yaşında “sadra şifa” yerine geçebilecek ne söylenir, bilemem. Bu memleketin tarihinde içeriği, türü değişse de modelleri hiç değişmeyen “zulüm tekrarları” hayatımızı törpülediği gibi, kelimelerimizi de kurutup aşındırıyor. Dolayısıyla sade olmakta yarar var: Doğum günün kutlu olsun!

Bu ülkenin tarihinde ve şimdisinde pek çok insan yinelenip duran bu zulüm döngüsünden bir şeyler öğrendi, yaşadı, gördü. Herkes bir biçimde payına düşeni aldı, alıyor. Ama gene de insan tükenmedi. Bilmediğin şeyler söyleyecek değilim, ayrıca dört duvar arasında ne kadarı teselli yerine geçer, onu da bilemiyorum, ama gene de söylemek isterim. Zulmün hükmü şimdiki zamana geçer. Resmî tarihin ömrü dünyanın her yerinde kısadır. Tarihte şöyle bir takas vardır: Senin şimdiki zamanından çaldıklarıyla sana bir “geniş zaman” yaparlar. Belki onlar devrin locasına kurulup devrana hükmettiklerini sanırlar, ama kendilerinden bir geniş zaman yapamazlar. Zamanın da dört duvarı vardır. Oraya hapsolan onlardır. Aslolan öteki tarih ve öteki hafızadır. İçini geniş tut isterim: Senin bu memleket için yaptığın alçakgönüllü ama değeri yüksek katkılar öteki hafızada çoktan yerini aldı. Bugüne dek yaptıkların, çabaların, katkıların seni çoktan bir “Türkiye kıymeti” kıldı. Biliyorsundur, onlar senden ve senin durumundaki benzerlerinden zamanını değil, başka bir şeyi söküp almak istiyorlar aslında. Ne kadar makam, mevki, güç ve servet sahibi olsalar da kendilerinin hiçbir zaman sahip olamayacakları bir şeyi: İtibarı. İtibar da bir “Hayat kıymetidir” çünkü. Şimdiki zamandan geniş zamanın hafızasına yayılır. Zamanla ve sabırla kazanılan, ama çok çabuk kaybedilen bir şeydir; kendin kaybetmedikçe de kimsenin elinden alamayacağı bir şey. Onu hapsetmeye dört duvar yetmez. Yeni yaşın, sana içinde tutulduğun dört duvarı değil, hayata attığın imzanın ömrünü uzattığını hatırlatsın. Neyse lafı uzatmayayım, çıktığında bir gün Gezi Parkı’nda oturup çay içeceğiz, söz mü?

Ömer Laçiner, Osman Kavala için çocukluk anısını anlattı: O pür iyi insanlara kasten kötülük edenlere bir parça haddini bildirse…

Kitapta yazar ve yayıncı Ömer Laçiner de Osman Kavala için bir çocukluk anısını paylaştı. Laçiner, hikâyesini annesinden alıntı yaptığı şu sözlerle tamamladı:

“Bunca kötülüğün ortasında Allah eğer ‘helak olun namussuzlar’ demiyorsa işte bahsettiğin geride duran o iyi insanların yüz suyu gözyaşı hürmetinedir. Ama şimdi hiç değilse o pür iyi insanlara kasten kötülük edenlere bir parça haddini bildirse de biraz teselli olsak.”

Ömer Laçiner’in Osman Kavala için hazırlanan kitapta yer alan yazısı şöyle:

Ne yazayım diye düşünürken hatırlayıverdiğim bir çocukluk anısı:

Sivas’ın orta halli-yoksul bir mahallesinde akranım birkaç çocukla sokak kenarı bir arsadayız. Akşam olmakta ve birazdan işten dönecek babalarımızdan azar işitmemek için evlerimize koşturmak üzereyiz. Evde içimizden birine annesi hazırladığı bir tencere çorbayı verip Fadime teyzenin kerpiç evine yollayacak. Ev oyalandığımız arsanın öbür kenarında. Fadime teyze, kocası ölmüş ve iki çocuğuyla yapayalnız kalıvermiş ufak tefek bir kadın. Sabah çok erkenden galiba zengin evlerinden birine hizmetçiliğe gidiyor ve ancak gece geç saatlerde

dönebiliyor evine. O nedenle sokağımızdaki her ev sırayla her akşam bir tencere çorba gönderiyor çocuklarına. O iki çocuk şimdi bizim yanımızda ve herhalde öğlen de yemedikleri için çok acıkmış halde, sessiz duruyorlar.

O sırada az önce aramızdan ayrılan bir çocuk koşarak geri döndü. Elinde dumanı tüten iki köftenin birini ısırırken Fadime teyzenin çocukları adeta büyülenmiş gibi yaklaştılar ona. O ise sertçe itti öndekini “geri dur” diye de azarladı. Tam o sırada yanımızdan geçmekte olan üç adamdan uzun boylu olanı durup ne oluyor dercesine baktı bize. İtilmiş çocuk “sadece kokusu için” diyebildi ürkek bir sesle kekeleyerek. Karanlıkta sadece kısa kıvırcık sakallarını seçebildiğim, uzun boylu adam boynunu bükmüş çocuğa bir süre baktıktan sonra elini omzuna koyup “hiç mi” diye sordu. O ve kardeşi solgun bir sesle “hiç” dediler, başları eğik.

O hiçlerle köfteyi kastettiklerini ertesi akşam anladım. Diğer çocuklar arsanın sokağa uzak köşesindeyken kaldırıma çıktığımda yandaki duvarın önünde elinde büyükçe bir çıkınla duran o uzun boylu adamı yine gördüm. Alçak sesle yanına çağırdı. Köfte kokan çıkını elime tutuşturup “bunu onlara ver ama kimse görmesin, kapılarının önüne git, seslen, yalnız gelsinler öyle ver” diye tembihledi. Sonra da “Demirciler Sokağı’nın başındaki kahveyi biliyorsundur. Yakın buraya… O çocuklara göster, her ayın ilk cuması ikindi sonrası gidip emanetlerini alsınlar” deyip döndü ve acelesi varmışçasına uzaklaştı.

Dediklerini yaptım. Ama sanki yüzünü göstermemek, tanınmamak için akşam karanlığında bile sokağın kuytusunu seçmiş görünen bu kısa kıvırcık sakallı, uzun boylu adamın kim olduğunu fazlasıyla merak ediyordum. Fadime teyzenin çocuklarını götürdüğüm kahveci, onca ısrarıma rağmen ne adını ne yerini söyledi. Sokağımızdan da geçmedi bir daha. Fark eden başkaları var mıydı bilmiyorum ama Fadime teyzenin çocuklarının her ayın ilk cuması o kahveden “emanetler”ini aldıklarını biliyordum.

Kıvırcık sakallı uzun boylu adam kimseye söyleme diye sıkıca tembihlemişti ama ben dayanamayıp sadece anneme anlattım olanları. Gayet mütedeyyin annem, gözleri yaşarmış başımı okşarken hiç unutmadığım ve yeri geldikçe biraz değiştirerek ödünç aldığım şu sözü söyledi: “Bunca kötülüğün ortasında Allah eğer ‘helak olun namussuzlar’ demiyorsa işte bahsettiğin geride duran o iyi insanların yüz suyu gözyaşı hürmetinedir.” Ve eklemişti: “Ama şimdi hiç değilse o pür iyi insanlara kasten kötülük edenlere bir parça haddini bildirse de biraz teselli olsak”.

Evet, şimdilik bu bile yeter.

Güncel- Haber Merkezi

 

 

About Editör .

Editör .

Check Also

Erdoğan’ın diplomasını şoför onaylatmış

Erdoğan’ın şoförünün vekâletname olmadan bu işlemi gerçekleştirebilmesi ise soru işaretlerine neden oldu. Türkiye Noterler Birliği’nin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir