Pazar , 18 Şubat 2018
Home » Yorum » Merhaba,

Merhaba,

Editörden

Merhaba,
bir boks ringi düşünün. Kiloca eşit, teoriksel olarak güçlü, ama kasça zayıf olan bir sporcu, güçlü rakibin ne zaman, nerden, nasıl yumrukla saldıracağını bilmez ya. Hah. Durum işte tam da öyle. Her an, her dakika yeni bir acı, yeni bir çözümsüzlük, yeni bir kaos, bizi adeta nakavt etmeye çalışıyor. Hakem sayıyor 1…2…3… tam ayağa kalkıyoruz, görme mesafemize girmeyen bir yumruk böğrümüze saplanıyor. İnanın, böyle geçti bu yıl… Geçen yıl ve ondan önceki yıl… Al birini vur öncekine… Güzel olan tek bir şey var. Asla ama asla havlu atmadık.
Halâ ayaktayız.Otomatik alternatif metin yok.
Günlerce evinin önüne çıkmanın yasak olduğu sokaklarda öldürüldük. Dışarısı ölümdü. İçerisi intihar. Şehirlerimizin, evlerimizin üstümüze yıkılmasından daha acı olan neydi biliyor musun, acılarımıza küfredenler, hak görenler, alkışlayanlar… O yıkımdan daha ağır geldi hepimize.
Barıştan başka hiçbir isteği olmayan o güzel insanların bombalarla katledilmesiyle, boğazımız düğümlendi… Yutkunamadık… Uyuyamadık. “Barış”a bomba atılır mı? “Barış” diyene katliam yapılır mı?
Akdeniz’de boğulan mültecilerle günü ağarttık. Savaşmak istemeyen, savaştan kaçan insanları, Akdeniz’e gömdük. Kalanlarıysa, para karşılığı şimdilik sınırlarımızda yaşatıyor, gerektiğinde tehdit olarak kullanıyor, AB’yi hizaya çekmeyi, “eyyy AB” diyebilmenin hafifliğini, mültecilerin varlığına yüklüyorduk.
Öğlen olmamıştı daha, suçu sadece onlar gibi düşünmemek olan insanlar yıldırım hızıyla tutuklandı. “Basına haber verelim, gazeteciler nerde” derken, dışarıda bunları yazabilecek ne gazeteci, ne yazar kalmıştı ne de basılabilecek bir gazete.
“Olamaz” dedik, sokağa çıktık, karnımız da açtı… İşsizdik…
Görevden uzaklaştırılanlarımız, okuldan atılanlarımız, okulları kapatılanlarımız vardı…
Copu yedik, üzerine de bir bardak soğuk su niyetine tazyikli toma suyu içtik…
“Yemek buldun mu ye, sopa buldun mu kaç“ hayat felsefemizle kaçabilenlerimiz evlerine ulaştı. Ulaşamayanlarımız, 5 yıldızlı nezarethanelerde “özel muamele“ ile ağırlandı.

Öğlene doğru, cinsel tercihi onaylanmayan Hande’nin yakılarak öldürüldüğünü duyduk. Ahlak bekçilerimiz iş başındaydı demek. Hani şu en çok namustan bahseden, tacizci, tecavüzcü ve adayları. Ardından “EN”li boylu “SAR”mayı seven bir vakfın, 45 çocuğa tecavüz haberi duyuldu. Ülkemize, haklarımıza, halklarımıza, doğaya, sokak hayvanlarımıza edilen tecavüzün failleri, masumane sebepler üretilerek, akla ziyan açıklamalarla mağdur konumuna getirilip, mecliste ve yandaş kesimde kahkahalarla, üstü örtülerek, gündem değiştirilerek aklanmaya çalışıldı.
Akşam düşüyordu yavaş yavaş ülkeme. Düşmese iyiydi. İşçiler, işlerinin fıtratlarını 5 vakit yerine getirirken, göçük altında hem de iş makineleriyle ! kalıyor, inşaattan düşüyor, işvereni deşifre olmasın diye cesedi yakılıyor ya da çöpe atılıyordu. Hayatlarını, ailelerini, umutlarını, isimlerini bilemezdik ama onları istatistik rakamı olarak, hem rakamla hem de yazıyla yazabiliyorduk.
Geceyi tutuşturan, tarikat yurdunun çocukları oldu. Kanunsuz Süleymancı’ydı yurt. Belediye Başkanı’nın, katliama dair sorusuna, “üslubunuz çok hovarda” diyerek, hakaretle geçiştirmesi, katliamı “kader”e bağlayacaklarının kokusuydu aslında. Biz kimdik ki, yanan çocuklarımızı “Allah’ın takdirinden” başka bir sebebe bağlamaya çalışan. Kimdik biz?
Daha yangın merdiveninin kilidine ulaşamamıştık ki, karnının aç olduğunu söyleyen bir kadını önce doyurup, sonra vatan, bayrak aşkıyla altı parçaya ayıran, yorulup uyuyabilen, adına “insan“ dedikleri yaratıkla tanıştık.
Aynı saatlerde TV’lerde, emekli maaşı, 3 evi, ama maalesef 2 çocuğu olan bir adam, “ayılana gazoz, bayılana limon” şarkısı eşliğinde, paraşütle atlamayı seven, dünyayı gezmek isteyen, ama 3 ev varsa hayallerinden vazgeçen, türbanımsı kapalılıktaki, “permanent make up”lı bir kadına talip oluyordu. Diğer kanalda, paçalarına kadar yeteneksizliği akan kişiye, 4 jüri birden dönüyordu. Dönekliğin iyi yatırım olduğu bir yılda…
Sözde darbeye teşebbüs yüzünden, onlardan binlerce kez daha masum olan çocuklarımız katlediliyordu sokak aralarında. Oysa herkes de biliyordu, o çocukların “neden” sorusunu sormadan verilen emre itaat ettiklerini. Elbette, her Türk’ün asker doğduğu bir ülkede ne barış olurdu, ne insanlık, ne özgürlük, ne de yaşam hakkı!
“Daha ne olabilir ki, yaşanmayan ne kaldı ki” dedik günlerce.
Bu soruyu bu yıl kendimize kaç kez sorduk? Hayatımızda herhangi bir soruyu hiç bu kadar çok kez sormuş muyduk?
Olağan üstü hal demeseler de, zaten bir olağandışılık vardı işte. Sorun onların deyimiyle kokteyl terör örgütleri falan değil, ayrıştırılmak istenen bir halka yaşatılan kokteyl acılardı. Ama önemlisi, artık acılarımızı da ortaklaştıramıyorduk. Acılar da bile taraf olmuşken, biri diğerinin acısına alkış tutarken, diğeri öbürünün acısına nefretle saldırırken, bir halkı artık yan yana getirmek mümkün görünmüyordu. Halkların iliklerine kadar işlenen nefretin, birleştirme gücü olduğuna inanmak da aptallık olurdu.
2016’yı nasıl bilirdiniz deseler, “iyi bilirdik” diyemeyiz, sahtekârlık olur, ahlaksızlık olur, inkâr olur. Hatta zulüm olur. Ama şunu diyebiliriz, yeni gelen her şey bir umuttur. Umut biterse, her şey biter.
Yıllara anlam yüklemeyi sevmem. Sonuçta rakamlardır değişen, insanlar değil. O yüzden hani samimi olmak gerekirse, 2017’nin bir anda umut, huzur, mutluluk getireceğine inanmak gibi çocukça duygulara kapılmak istiyorum. Çocukça biliyorum. Ama bu duyguyu hissetmek, hayal etmek bile iyi geliyor bana.
Mutluluğun resmini, tualimiz, boyamız yetmese de, yapabildiğimiz kadar yapabiliriz. Şu an çizilen tablo yerine, daha umut, daha yaşam, daha özgürlük sunan, şiirlerin okunduğu, her dilde türkülerin söylendiği, halayların çekildiği bir tabloyu neden hep birlikte yapmayalım ki.

Evet, sevgili okurlar. Bunlar sadece yaşananların bir kısmı. Ne tarih, ne kronolojik bir sıraya sokmadım. Acının kronolojisi olmaz. Haberleri okumak isterseniz diye, tarihe bizde not düşelim diye, yılın son sayısını çıkarttık.

Okumanız dileğiyle…
Ebru Özdemir

About Editör .

Editör .

Check Also

Deniz Yücel – 365 gündür tutuklu

Gazeteci Deniz Yücel bundan tam 1 yıl önce ifade vermek üzere kendi isteğiyle İstanbul’da emniyete …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir