Çarşamba , 21 Kasım 2018
Home » Yorum » KIZ KARDEŞİN OLMAYI TERCİH EDERİM!

KIZ KARDEŞİN OLMAYI TERCİH EDERİM!

Sevgili Günlük,

Biliyorsun birkaç ay önce yeni bir okula başladım. İlk hafta gayet normal geçmiş, ikinci hafta artık iyice şüphelerimin arttığı şeyler olmaya başlamıştı.

Yanımda oturan erkek arkadaşım, sürekli yapışık ikiz gibi yanımdan ayrılmıyor, ders aralarında gittiğim kütüphaneye veya yemekhaneye sürekli peşimden geliyordu. Diyelim 2 saatlik ara var, merkeze bir işimi halletmeye gideceğim, bana benimle gelmek istediğini söylüyor ben de hayır diyemiyordum. Hamburg da yeni olduğunu, bahaneyle yeni yerler görebileceğini söylüyordu mesela.

İnsanlar konusunda yanılma mastırı yaptığım için ikilemdeydim. Ya bana aşık olmuştu ya da ben bana sunulan dostluğu, buradaki dostluklara nazaran abartılı buluyordum.

Ders bitimlerinde bazen akşam kurslarına katılıyordu. Ama beni muhakkak U-Bahn a kadar götürüyor, oradan geri dönüyordu. Beni kendince koruyor galiba diye düşünüyordum.

Derse 5 dakika geciksem hemen WhatsApp grubumuzdan:

“neredesin, iyi misin, gelecek misin” mesajları alıyordum.

Ve artık sıkılmaya başlamıştım.

En sonunda konuşmaya karar verdim ve planımı yaptım. Ertesi gün yemek saatinde ona, bir erkek arkadaşımın olduğunu, onu çok sevdiğimi, o olmasa hayatın ne kadar çekilmez olduğunu abartarak anlattım. Beni merakla dinledi ama yüzünde bir kızarma, bozulma yoktu. Tepkisi gayet normaldi. Hatta gözlerinin içi gülüyordu.

Hay Allah, neydi şimdi bu! Ne anlamalıydım?

Anlayabilmek için, onun da bir arkadaşı olup olmadığını sordum.

“Arkadaşım yok,” dedi. “Ben evliyim. Eşim var.”

Nasıl bozuldum anlatamam. Şimdi hem evli, hem de bana sarkıyor olamazdı ya!

Anlatmaya devam etti.

Birkaç yıl önce birlikte Almanya’ya iltica etmişlerdi. Anlatırken de sürekli “mein Mann” diyor, gözleri biraz buğulanıyordu.

Gülerek, süper Almancam ile düzelttim.

“mein Mann yanlış, meine Frau diyeceksin.”

“Nein” dedi. “Mein Mann!”

“Ok. Dein Mann!”

Hikâyesini özetle anlattı.

Birbirlerine aşık olmuşlar, ikisi de gazeteci. Sonra ülkelerinde linç yaşamışlar. Aileleri reddetmiş… Arkadaşları reddetmiş… Komşuları reddetmiş… Hayat yaşanılamaz hale gelmiş. Ve kaçmak zorunda kalmışlar. İltica ettikleri Almanya’nın en muhafazakâr yerindeyse 2 yıl kalmışlar. Yine dışlanmışlar. İntihar girişimlerinde bulunmuşlar. Terapiler, panik ataklar…

Hamburg’a bu okul için gelmiş ve eşi başka bir şehirde, başka bir okuldaymış. Hafta sonları görüşüyorlarmış.

“Hamburg daha rahat” diyor. “Burada çok fazla reddedilmişlik hissetmiyorum.”

Bana, en amiyane tabirle sarktığını düşündüğüm bu insan, aklımın ucundan bile geçmeyen bir durumu ama bir gerçeği, biraz da sıkılarak anlatıyordu.

Ayağa kalktım.

Kollarımı açtım.

“Sana her gün sarılacağım” dedim.

Her sabah ders başlamadan, akşam ders bitimlerinde sarılıyorum ona. İkimize de iyi geliyor bu.

Ertesi gün, dersimiz de kim olduğumuzu, bugüne kadar ne yaptığımızı, gelecek planlarımızı anlatacaktık.

Sıra ona gelmişti. Kalktı. Biraz tedirgin, biraz isteksiz duruyordu. Ona cesaret vermek için göz kırptım. Bize döndü. Duvardaki koca perdeye ülkesinde nasıl suçlandığı haberi yansıdı. Bütün medya onlara yer vermişti.

Sonra neden burada olduğunu anlattı.

Yerine otururken ayağa kalktım, sarıldım. Titriyordu.

Herkes öylece bakıyordu. Bizim gibi 3.dünya ülkelerinden gelen insanlar için, bunu anlamak, bunu kabullenmek hemen „he“ deyince olmuyordu işte. Ki ben de zorlanıyordum.

İyi de, önemli olan “insanın yaşam hakkı” değil miydi? Bu da bir haktı işte!

Bir gerçeği görmezden gelmek, onu yok etmiyordu ve o gerçek hep orada olacaktı. Bir insana “hak”kını vermek kime düşmüştü ki?

Yaaa işte böyle…

Sonra ne mi oldu?

Şimdiler de en iyi arkadaşım o. Çok şeffaf bir dostluk kurduk. Ama anlatacak daha çok şeyi var biliyorum. Zamanla üzerindeki baskı kalktıkça konuşacak. Sınıfımızdaki arkadaşlar da alıştı, ya da alışmış görünüyor.

Artık, her yeni kişisel tanıtımlarımızda, sohbetlerimizde açıkça söylüyor, yine titriyor, kızarıyor ama kendince bunu aşmaya çalışıyor farkındayım.

Yine yanımdan ayrılmadığı bir yemek saatinde, ona

“Du bist mein Bruder” dedim.

“Kız kardeşin olmayı tercih ederim” dedi.

Gülümsedim.

“Tamam” dedim, “nasıl istersen…”

Şimdi bunu sana niye anlattım biliyor musun?

Dün tesadüfen onu, yani kız kardeşimi gördüm.. Onca kalabalığın arasında beni görmüş, koştura koştura geldi, bir sarıldı.

Nasıl mutlu, nasıl heyecanlı!

Her zamankinden farklı görünüyordu. Yalnız olmadığını görmüş, iliklerine kadar hissetmişti belli ki…

İşte dün Hamburg’da CSD yani bize göre LGBTI onur yürüyüşü ve kutlaması vardı. 1970’lerde ABD’de eşcinsellerin baskılar karşısında başlattıkları yürüyüş ve direniş olarak, o günden bu yana gerçekleştiriliyormuş.

Yürüyüşe katılanlar kadar, cadde kenarlarında destek verenler de rengârenkti. Hayatım da hiç görmediğim bir renklilik, coşku, özgürlük kokusu…

Bu insanlar dedim, sadece saygı bekliyor. Herkes gibi…

Varoluş mücadelesi veriyor. Hepimiz gibi…

İnsanların yatak odalarında ne yaşadıkları, kimi seçtikleri ile ilgilenmek yerine, onları gerçeklikleriyle veya seçimleriyle kabul etmek gerekiyor. O insanlar sadece eşcinsel değiller. İdeolojileri, meslekleri, başarıları, aileleri, toplumu dönüştürme ve geliştirme konusunda faaliyetleri var. Onları sadece cinsel tercihlerine göre bir kalıba sokmak en büyük hata. Bizim sadece bir “kadın” , sadece “bir erkek” ten daha fazla olduğumuz gibi. Ne kadar çok yeteneklerimiz, başarılarımız var hâlbuki görülmesi, konuşulması gereken. Farklılıklarımızla öyle de güzeliz ki aslında…

Kimi sevdiğin de değil önemli olan… Önemli olan sevebilen bir insan olmak. Sevebilen, nefret duygularından arınabilen insan, asla kötü bir insan olmayacaktır.

Aslında konu ile alakalı başka şeyler de geliyor şu an aklıma ama sonra yazacağım. Mesela, Türkiye’de bu konuyla ilgili ne düşünüyordum, ideolojik olarak kabullenip savunduğum halde, neden bu yıla kadar bu yürüyüşlere seyirci olarak katılmaktan bile çekinmiştim? Kendimi hoşgörülü, saygılı diye nitelerken, ortamın içine girince davranışlarım, yaklaşımım nasıl evrime uğruyordu?

Bir kadının bir kadını sevmesi, bir erkeğin bir erkeği sevmesi, ya da bir erkeğin kendini kadın gibi, bir kadının kendini bir erkek gibi hissetmesi tartışılacağına, çocuk tecavüzleri, kadına şiddet, enses ilişkiler, hayvana tecavüz ve işkenceleri tartışsak diyorum.

Tartışacağız, ama bir başka yazımda…

05.08.2018 / Hamburg

NOT: Yazı, günlüğümden bir sayfadır. 

About Ebru Özdemir

Ebru Özdemir

Check Also

‘Yürüyüş Edirne’ye kadar uzatılırsa dahil oluruz’

HDP’li Meclis Başkanvekili Pervin Buldan, Adalet Yürüyüşü’ne Kandıra’da manevi bir karşılama yapacaklarını söyleyerek, “Yürüyüş Edirne’ye …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir