Çarşamba , 20 Haziran 2018
Home » Yorum » Irkçılık, NSU ve AfD / Ayşe Demir

Irkçılık, NSU ve AfD / Ayşe Demir

Ayşe Demir
Berlin-Brandenburg Türkiye Toplumu Sözcüsü

Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) ırkçı terör örgütünün işlediği cinayetler, bombalı saldırılar ve diğer suçlar Kasım 2011 de rastlantı sonucu gün ışığına çıkınca toplumun büyük bir kesimi – buna siyasetçiler ve medya mensupları da dahil – ‘şoke’ olmuştu. Bizler de şaşkınlık içindeydik, çünkü nerdeyse 10 yıl boyunca rahat bir şekilde bombalı saldırı düzenleyebilmişler ve en az 10 kişiyi katledebilmişlerdi. Ama ‘şoke’ olmamıştık. Medya’ da “döner cinayetleri” olarak yer verilen cinayetlerin arkasında ırkçı motiflerin olduğunu uzun zamandır tahmin ediyorduk, bunu dile de getirdik ama şüphelerimiz ciddiye alınmadı. Tahmin ediyorduk, çünkü yıllardır siyasetçilerin sağ popülist söylemlerine yer veriliyor ve bu düşünce gittikçe toplumda destek buluyordu. Bu ‘destek’ sonucunda ırkçı söylemleri ile tanınan müslüman, göçmen ve mülteci düşmanı sağcı parti Almanya için Alternatif (AfD) hem nerdeyse tüm eyalet parlamentolarına hem de Federal Parlamento’ya girmeyi başardı.

Irkçılığın giderek toplumun geniş kesimlerine de yayılması ve parlamentolarda yer alması ile birlikte ırkçı saldırılarda da büyük artış oldu. Her gün sözüm ona ‘Alman normlarına’ uymadıkları gerekçesi ile insanlara ve konutlarına saldırılmaktadır. Buna şaşırmamak gerekir, çünkü belirttiğim gibi sağ  popülist ve ırkçı söylemlere izin verilmesi bu ırkçı saldırıların zeminini oluşturuyor. Korkutucu olan, bu ırkçı saldırlar toplumun büyük kısmı tarafından artık gündelik hayatın bir parçası olarak algılandığı için yeterince tepki görmüyor.

AfD niyetini açıkça ortaya koydu

AfD partisi de güç alarak gittikçe keskinleşen söylemleri ile niyetlerini açıkça ortaya koyuyor. Buna rağmen hala bu söylemler tehlikleli değilmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Tehlikeli görmemek ya da önemsememek öyle bir noktaya geldi ki artık, II. Dünya Savaşı’na katılan Alman askelerine ‘kahraman’ demek, Yahudi soykırımını inkar etmek, müslüman mültecileri toplu tecavüzcü ilan etmek, Türkiye kökenli insanları ‘deve sürücü’ olarak adlandırmak ve bunun gibi söylemler yaptırımsız kalıyor.

AfD’liler bu söylemleri protestolardan sonra kısmen geri alıyor, ama tehlikeli olan, tabuların artık yıkılmış olması ve bu söylemlerinin kamuoyunda yer alabilmiş olmasıdır. AfD’nin strajesi insanları bu şekilde bu söylemlere alıştırmaktır zaten.

Öte yandan AfD artık Almanya siyasetinin gündemini belirlemeye başladı.
Nasıl mı? Demokratik parti temsilcileri seçim zamanlarında AfD seçmenini kazanacakları yanılgısından yola çıkarak AfD’ye benzer söylemleri üstleniyorlar ve seçimler sonrasında hala buna devam ediyorlar. AfD seçmeni için bunun kendi partisini seçmesi gerektiği konusunda bir ispat olduğunu bir türlü kavrayamıyorlar. AfD seçmeni, ‘diğer partiler de bunu söylediğine göre demek ki AfD partisi doğruyu söylüyor’ düşüncesinden yola çıkarak ‘orjinalini’ seçmeyi ve desteklemeyi tercih edeceklerdir doğal olarak.
Ayrıca demokratik partilerin birçok temsilcileri de aynen AfD gibi mülteci politikası üzerinden tüm politikalarını yürütüyorlar. Yeni ‘Memleket Bakanlığı’ ya da ‘İslam Almanya’ya ait değil’ ifadesi de bunun göstergesi. İşsizlik, emeklilik, eğitim, vs. gibi sorunların gündemi belirlemesi gerekirken, mülteci sayısında azalma olmasına rağmen ve onlarla alakası olmadığı halde tüm sorunların mültecilerinden kaynaklandığı yalanı ısrarla tekrar ediliyor.

Toplumdaki yansıması

Bir de bunun toplumdaki yansımasına bakalım. Özellikle göçmen kökenlilerde tüm bu gelişmelerden ve NSU cinayetlerinden dolayı topluma ve politikaya oluşan güvensizlik de artmakta. NSU cinayetleri aydıntılacağına aksine geçen süreç içerisinde özellikle devlet kurumlarının NSU ile bağlantıları konusunda daha da fazla soru işaretleri oluşmaya başladı. Tüm bu ırkçı cinayetlerinin ısrarlı bir şekilde üç kişiye indirgeme çabaları, NSU bağlantılı dosyalarının imha edilmesi, imha skandalının aydınlatılmamış olması, önemli şahitlerin şüpheli ölümleri, NSU üyelerinin bazı istihbarat muhbirleriyle ilişki kurdukları ortaya çıkmasına rağmen onların tanıklıklığına izin verilmemesi, meclislerde kurulan araştırma komisyonlarına ve Münih Yüksek Eyalet Mahkemesi‘nde yakında bitecek davaya dosyaların eksik ulaştırılması, Hessen Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın NSU ile ilgili önemli bir rapor için 120 yıl gizlilik kararı alması ve bunun gibi durumlar bu güvensizliği pekiştirmektedir

Bu durumda sadece ve sadece cinayetlerin eksiksiz bir şekilde aydınlatılması devlet kurumlarına olan güveni tekrar sağlar. Ayrıca toplumda ve kurumlardaki ırkçı ve düşmanca tutumlarla toplumsal ve siyasal hesaplaşma gerekmektedir. Ve en önemlisi sağ popülist ve ırkçı söylemlerinin durdurulması ve kınanması gerekiyor.

Tüm bu gelişmeler karşısında, bizler burada değişik kültürel ve etnik kökenden olan kimliklerimizle barışcıl bir şekilde yaşamanın mücadelesini vermek zorundayız.
Sivil toplum kuruluşlarının da başlıca görevi, Almanya‘da artan ırkçılığa karşı kararlı bir şekilde mücadele etmek, bu sorunun gündemde kalmasını sağlamak ve tüm ırkçı saldırıların ve cinayetlerin aydınlatılmasını her türlü platformda bıkıp usanmadan talep etmektir.
Irkçılığa karşı aktif mücadeleye kitleleri kazanmamız gerekiyor. Bunu başaramazsak Almanya’da bizleri çok daha zor günler beklemekte.

About Ayşe Demir

Ayşe Demir

Check Also

Seçimler yaklaşırken

Ayşe Demir Bu yıl Eylül ayında Almanya‘ da Federal Seçimler yapılacak. Başbakan Merkel’in bir dönem  …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir