Cuma , 15 Aralık 2017
Home » Yorum » Hey Özgürlük! Bir Oy‘un Ucundasın!

Hey Özgürlük! Bir Oy‘un Ucundasın!

Filiz Demirel

(Hamburg Yeşiller Partisi Eyalet Milletvekili)

Türkiye`deki referandum birden bire tüm Avrupa’nın başına bela oldu. Referanduma bir kaç hafta kala Türkiye hükümetinin başka hiç işi kalmamış gibi, bakanları, parti başkanları vs.

Avrupa ülkelerine akın etmeye başladı. Kapıdan çevirsen bacadan giriyorlar: “Gelme bu hafta bizde seçimler var, daha sonra gel” denilmesine rağmen, Hollanda`ya giden bakanın uçağına iniş izni verilmedi. Bunun ardından, vay sen misin! diyen Aile Bakanı, Cumhurbaşkanının gözüne girebilmek için, diplomatik kuralları çiğneyerek, kara yolundan, iki ayrı resmi eskortla, polisi şaşırtma taktiği uygulayarak, konsolosluğa gidip toplantı yapmaya kalkması, bardağın taşmasına sebep oldu ve bakan sonunda kendini sınır dışı ettirdi. Güzel bir olay değil ama nasıl derler: kendi düşen ağlamaz! Yok, zaten Cumhurbaşkanı artık dönebilirsin demeseymiş, orada ölecekmiş… Aile bakanının “Cumhurbaşkanımız artık dönebilirsin demeseydi, orada ölecektim” söylemi, Türkiye’de parlamenter iradenin zaten çökmüş olduğunu açıkça göstermiyor mu?

Üstelik bu kadar vatandaşına yakın olmak isteyen, vatandaşını seven bir bakan, Ensar Vakfında çocuklara yapılanlar karşısında da böyle bir duruş sergiledi mi, kadınlar aile içinde şiddete maruz

kalırken, sokaklarda katledilirken hangi hassasiyeti gösterdi acaba? Çocuk yaşta evlendirilen kız çocuklarını, tecavüzcülerden korumak için ne yaptı, soruları diziliyor, düşünen insanın

kafasında… Olayın ardından toplanan gruplar polise taş atmaya başlayınca, ortalık karıştı. Daha sonra bir grup insan kendi aklınca iki kilo portakal kesip suyunu sıkarak, ne olduğu anlaşılmayan bir eylem yaptı. En azından “iyi ki Hollanda ineklerine bu muameleyi yapmadılar” diye sevindik…

Kasımpaşalı hızını alamadı, önüne gelen herkese Nazi damgası vuruyor. „ Eyy Hollanda, eyy Merkel, eyy Nazi kalıntıları, ben istediğim yere gider, istediğim gibi konuşurum, siz beni engelleyemezsiniz.

Bakın sonra sınırları açar tüm mültecileri gönderirim“ söylemleriyle, iç politikaya malzeme yaratıyor. Etrafında toplanan müritleri de boş durmuyor, Almanya`da her gün yeni bir televizyon programında boy gösterip, papağan gibi aynı şeyleri tekrarlıyorlar. Onları izlerken hep sinirleniyordum, artık ağlanacak halimize gülüyorum…

Ha bir de üç çocuk hikâyesi vardı. Erdoğan, Dünya Kadınlar Gününde kadınlarımıza hep “en az üç çocuk yapın” söylemleri veriyordu. Şimdi Avrupa`daki Türkiye kökenli kadınlara “en az beş çocuk yapın, Avrupa` dan en güzel böyle intikam alacağız” diyor. Yani Avrupa’da “Türk nüfusu” çoğalacak ve böylelikle kaleyi içeriden kuşatacağız. Eskişehir`deki konuşmasında “Siz Avrupa’nın geleceğisiniz. Beş çocuk yapın, çocuklarınızı en iyi okullara gönderin, en iyi semtlerde oturun, en iyi arabaları kullanın, en güzel evlerde oturun” diye seslenmiş. Hangi dünyada yaşıyor bunlar? Beş çocuk yetiştirip, her şeyin en iyisine sahip olmak?? Herkesin sizin gibi gemicikleri, vakıfları, şirketleri, İsviçre bankalarında hesapları mı var? Siz çocuklarınızı Amerikalarda okutup, Türkiye`deki okulları imam hatiplere çevirdiniz. Eşiniz Avrupa`ya geldiğinde AVM`ler kapattırıp alışveriş yapıyor. O paralarla kim bilir kaç çocuğun eğitim masrafı karşılanırdı. Kaldı ki, bu kadar para hangi çeşmeden akıyor, biz de kovaları alıp gidelim…

Bu işin (kara) mizahı yani. Durum ciddi: Türkiye bir kaç hafta içerisinde, ya HAYIR oylarıyla AKP hükümetine ve tek adam yönetimine dur diyecek, ya da zaten zayıflamış olan demokrasinin tamamen yok edildiği, otoriter bir tek adam rejimine geçecektir.

Bu Türkiye’de demokrasi, insan hakları ve parlamenter yönetimin ve toplumsal iradenin tamamen yok edilmesi anlamına geliyor. Bugün bile konuşmaya çekinen, düşüncesini özgürce ifade

edemeyen ve hatta muhalif fikre sahip olması bile yasaklanan bir toplumun, referandumdan sonra geldiği noktayı hayal etmek bile istemiyorum.

Cezaevlerinde 150’nin üzerinde gazeteci, yüzlerce hukukçu, akademisyen, muhalif politikacılar ve demokratlar var. Binlerce insan işinden, aşından, emeğinden oldu. Cezaevlerin de yer kalmadığı için hırsızı, katili salıp, “düşünce suçlularını” içeri tıkan bir zihniyet var karşımızda! Bir de bu hükümete başkanlık sistemi verirseniz, ipin ucu tamamen kaçacak ve Türkiye dönüşü

olmayan bir kör karanlığa gömülecektir.

Birçok insan, referandumun sonucu HAYIR çıkarsa, baskıların artmasından, ticari kayıplardan veya günlük yaşamın daha da kötüleşeceği korkusuna kaptırıldı. Bu suni algılamalardan, serpiştirilen suni korkulardan arınmalıyız.

Zamanında “400`ü verseydiniz, bunlar olmazdı” söylemleriyle gövde gösterisi yapan AKP hükümeti aslında bizzat kendisi referandumun HAYIR`la sonuçlanmasından korkuyor. Bu yüzdendir ki Avrupa’ya bu kadar meydan okuyor. Avrupa’daki faaliyetler ile gündem yaratıp, içeride ve dışarıda milliyetçi duyguları kabartarak, bir taşla iki kuş vurmuş oluyor. Bu yüzdendir ki, kendi çıkardıkları yasaları bile çiğneyerek, istenmedikleri halde bakanlarını her gün Avrupa’ya gönderen AKP, buradaki demokrasiyi, ifade özgürlüğünü kullanarak, Türkiye`de kuracakları otoriter, tek adam sistemi için nabız yükseltiyor.

Avrupa’daki demokrasiyi kendi amaçlarına alet ediyor. Toplantılar güvenlik nedeniyle iptal edildiğinde ise Avrupa’ya “Nazi ve Nazi kalıntıları” etiketlemesinden çekinmeyen, hasta bir yapı var karşımızda. Buraya gelip özgürce konuşmak isteyen ama kendi ülkesinde ağzını açan her muhalifi hapse tıkan bir yapı.

Yıllardır Türkiye tarafından “altın yumurtlayan tavuk” veya “döviz makinesi” gibi sömürülen bu insanlar, şimdilerde referandum için oy potansiyeline dönüştü. Dövize veya oya ihtiyaç olduğunda hatırlanan bu vatandaşlar, aynı zamanda dünyanın en pahalı pasaportunu taşıyorlar. Küçük bir hatırlatma yapayım dedim…

Referandumdan sonra Avrupa` da yaratılan bu atmosfer düzelecek mi? Maalesef hayır! Milliyetçi duygularla her yöne saldıran ve insanları kutuplaştıran bu zihniyet, referandum bittikten sonra tamiri çok zor ve uzun sürecek hasarlar bırakacak toplumumuzda.

Bu fevri girişimler aşırı sağcı ve popülist partiler için bulunmaz bir fırsat yarattı maalesef. AfD gibi popülist partilerin işine yarayacak bu kutuplaşma. AKP`nin Avrupa`da açtığı uçurumları kapatma görevi yine bize, Avrupa`da yasayan göçmen kökenlilere ve alman politikasına düşecek.

Bu yüzden freni patlamış araç gibi bir diplomatik krizden diğerine hızla yol alan ErdoWahn`i durdurmanın tek yolu, 16 Nisan`da yapılacak referandumda HAYIR oyu kullanmaktır.

HAYIR oyu Erdoğan`a karşı verilmiş bir oy değil, HAYIR oyu onun toplumda yarattığı ötekileştirici ve otoriter sisteme karşı verilecek bir oydur.

Hedefimiz korkuları tırmandırarak, insanların HAYIR oyu kullanması değil, HAYIR oyuyla hükümete verilecek kararlı mesaj ve halkın iradesinin güçlenmesidir. Bu yüzden bizler bölünerek değil, haklı talebimizde birleşerek yol almalıyız. Bu talep, korku ve baskı sisteminin son bulduğu, insanların özgürce ve barış içinde yaşadığı rengârenk bir Türkiye’dir! Ve bu hedef ulaşılmaz değil.

Bugün her alanda iktidarlara, gerici yasalara karşı en etkili muhalefeti yapabilen kitle ve sosyal güç kadınlardır. Hazırlanan bu anayasa taslağı kadınların iradesini hiçe sayarak, kadın kuruluşlarının görüşlerini dikkate almamış, hatta OHAL kapsamında bazı kadın dernekleri kapatılmıştır. Ama bunlar bizi çoğulcu, eşitlikçi ve paylaşımcı siyaset talebimizden geri adim attırmayacaktır. Geri adım atması gerekenler biz değiliz! Bu yüzden, özgür, kardeşçe, barış içinde renklerin kucaklaştığı bir Türkiye için 16 Nisan`da oyunuzu kullanmanızı rica ediyorum! GEZİ’de kazandıklarımız adına ama bir o kadar da kaybettiğimiz canlarımız adına, ezilenler, meydanlarda aydınlık bir gelecek için, eşitlik için, barış için, onurlu bir yaşam için el ele mücadele verenler adına, kadınlarımız adına, özgür idare ve halkların kardeşliği adına 16

Nisan`da anayasa değişikliğine HAYIR de!

About Filiz Demirel

Filiz Demirel

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir