Pazartesi , 15 Ekim 2018
Home » Yorum » Her 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde İSYAN ATEŞİNİ yeniden yakacağız!

Her 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde İSYAN ATEŞİNİ yeniden yakacağız!

Her  8 Mart  Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde  İSYAN ATEŞİNİ yeniden yakacağız! Ta ki, yeryüzü sevginin ve barışın yüzü oluncaya dek!

Filiz Demirel

(Hamburg Yeşiller Partisi Eyalet Milletvekili)

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, kadının eşitliği ve özgürce bir yaşam için, toplumsal gelişim için ve sömürüye karşı verdiği mücadelenin simgelendiği gündür!

Kadın hakları, insan haklarıdır! Kadının özgürlügü toplumların özgürlüğüdür!  Evrensel barışın garantisidir kadın!

Bu yüzden, sevgili erkekler, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü anneler gününe ve tüketimi kamçılayan sevgililer gününe, hediye furyasına dönüştürmeyın.

Kadınlara hediye almak veya gelişigüzel kutlamak yerine, destekleyin!

Bu kavganın bir ucundan da siz de tutun.

 

Günümüzde bırakın ilerlemeyi, geçmişte çok büyük bedeller ödenerek kazanılmış kadın  haklarına bugün  yeterince sahip çıkabiliyormuyuz?

Kadınlar, en demokratik ülkelerde bile sadece kadın olmanın bedelini ödüyor! Kağıt üzerinde eşit olsak ta, yüzyıllardır kafalarda yer edınmış doğmaları ve bu mülkiyetci ataerkil sistemi kıramadığımız sürece, kadının gerçek özgürlüğüne ve toplumda hakettiği yere gelmesi mümkün olmayacaktır!

Bizler, kadınıyla erkeğiyle,  kadının emeğine ve yüzyıllardır süregelen, yazılıp çizilen ve adına ağıtlar yakılan kadının hikayesine, kavgasına  sahip çıkmalıyız.

Kadının mücadelesi hepimizin davası olmadıkca, ne kadın özgürdür, ne erkek, ne de toplumlar…

Toplumun her alanında, evde, işte, aşkta ve kavgada, ve barışta, hep birlikte, omuz omuza sürdürülen mücadeledir kadınlarımızın hikayesi!

Öldürülen, katledilen, dövülen, tecavüze uğrayan, hor görülen, her alanda emeği sömürülen kadının hikayesidir. Namus adına meydanlarda taşlanan, kendini yakan, en yakınları tarafından intihara zorlanan kadının, çocuk gelinlerin hikayesi, feodal zihniyetlerin, kapitalist sistemin kadına biçip giydirdiği kalıplardır!

Yıllarca, oğlunun akibetini ve mezarını bulabilmek için mücadele veren ve gözleri açık giden Berfo Ana`nin hikayesidir kadın! Daha bir kaç hafta önce yitirdiğimiz  canımız, Özgecan`imizin hikayesidir… 14 yaşında ekmek almak için evden çıktığında, sokakta haince vurulan Berkin Elvan`in annesidir kadının hikayesi…

17 yaşında idam edilen Erdal Eren`nin anasıdır..  500`ü aşkın haftadır her Cumartesi, çocuklarının, eşlerinin veya yakınlarının akibetini arayan, Cumartesi Anneleri`dir,  kadının mücadelesi..

 

IŞİD belasının eline düşmemek için Şengal dağlarında, kendilerini uçuruma atan kadınlarımızın, savaşta evini, yurdunu terketmek zorunda kalan mülteci kadınlarımızın, mülteci çocukların hikayesidir.. İslami terörün Nijerja`da kaçırdığı kız çocuklarıdır, kadınlarımızın hikayeleri…

 

Dünyanın neresinde olursa olsun, hunharca katledilen, milyonlarca insanı, milyonlarca yüreği dağlayıp giden, meydanlarda, kırmızı karanfillerle  uğurladığımız kadınlarımızdır!  Onların anısı önünde saygıyla eğiliyoruz!

 

14 Subat ta tüm dünyada baskaldıran, şiddete DUR diyen

1 Milyar kadının sokaktaki dansıdır, kadının mücadelesi!

Hepimizin, toplumun hikayesidir, kadının hikayesi!

Ve hepimizin davası, hepimizin kavgası olmalıdır!

 

Malesef katledilen, yüreğimizde yaşattığımız kadınların sayısı her gecen yıl artıyor. Ve biz, her yıl yeni bilancolar çizip, sayılar hakkında tartışıyoruz. Kadın cinayetleri, fiziksel ve manevi işkence, tecavüz, çocuk nikahları, sistemsel sömürü ve daha bir çok şiddet türleri azalmak yerine, bazı yasalarca altı çizilerek, toplumsal yaşamın normalitesi haline getiriliyor.

 

Avrupa`da durum biraz farklı olsa da, kadına karşı şiddet ilerlemiş demokratik ülkelerde de yaygın. Kapitalizmin sömürüsü haline gelen kadın sadece işyerinde değil, aile içinde de sömürülüyor. Yani ücretli köleliğin yanısıra, aynı zamanda karşı cinsin de kölesi halinde. İş ve ev hayatını dengelemek zorunda kalan yine kadın oluyor. Bir ömre iki, üç hayat sığdırmak zorunda kalan kadınlarımız, tüm bunlar yetmiyormuş gibi, yasal ve toplumsal düzeyde, sadece kadın oldukları için eşitsizliğe maruz kalıyorlar.

 

Yeni Delhi`de 23 yaşındaki öğrencinin otobüsteki büyük bir grup tarafından tecavüz edilerek, hareket halindeki otobüsten atılması ve feci şekilde ölümü, dünya çapında insanları harekete geçirmisti. Bugüne kadar sessiz kalan Hindistan`da bile kadınların bu şekilde ayaklanması, kadına karşı şiddette gelinen noktanın ne kadar vahim olduğunun bir göstergesidir.

 

Türkiye `de kadın cinayetlerinin sayısı yüzde 1400 arttı. Kadın katillerine Türkiye`de hiç bir cinayet türünde olmadığı kadar fazla oranda cezai indirimler uygulanıyor. Resmi kayıtlara göre Şubat 2010 ile Ağustos 2011 arasındaki 19 ayda Türkiye genelinde 78 500 aile içi şiddet vakası yaşandı. Bu da günde yaklaşık 138, saatte 6 ve her 10 dakikada bir aile içi şiddet vakası demektir. Bunlar sadece kayıtlara geçen sayılar!

 

Kadına karşı şiddet Almanya`da da gündemden düşmüyor. 2011 yılında Almanya`da 313 kadın cinayete kurban gitmiş. Alman kökenliler kadın öldürdüğü zaman „aile dramı“, göçmenler öldürdüğünde ise „namus cinayeti“ olarak adlandırılıyor. Bunun adına ister aile dramı, isterseniz namus cinayeti deyin, kadın katliamları her gün dünyanın dört bir yanında vuku bulmakta. „Dunkelziffer“ yani karanlık sayılar derneğinin yaptığı araştırmaya göre Almanya´da yılda 160 000 tecavüz olayı gerçekleşiyor ve mağdurların sadece yüzde beşi hukuki yollara başvuruyor. Yılda sadece 1000 kişi tecavüzden yargılanıp ceza alıyor.

 

Dünyada her üç kadından birinin hayatında tecavüz, dayak veya baskı suretiyle şiddete maruz kaldığı tespit edilmiştir. Şiddete maruz kalan kadınların çoğu yaşadıkları şiddetten utandıkları için hukuki yollara başvurmuyor, kadına ve çocuklara karşı şiddet toplumda tartışılmıyor, tabulaştırılıyor. Hatta tecavüze uğrayan kadınlar olayın suçlusu durumuna getiriliyor adeta. Yaşam stilinden giyimine kadar mercek altına alınıyor kadın.

 

Son dönemde Türkiye`de şiddete uğradığı için hukuki yola başvuran kadınların mahkemelerce cezalandırılması da Türkiye`nin geldigi akil almaz noktanin ibarelerinden biridir..

 

Bu kadar da olmaz dedirten olayların günlük olağan şeyler haline dönüşmesine, insanların tepkisiz kalmasına ve akabinde toplumsal bilinç ve insan hakları açısından vahim sonuçlara yol açmasına izin vermemeliyiz!.

 

Yeni bir toplumsal bilince ihtiyacımız var!

 

Bu korkunç sayılar hakkında toplumda açık bir tartışma ortamı yaratılmalı ve yeni bir toplumsal bilinç oluşturulmalıdır. Kadın haklarına saldırı insan hakları ihlalidir. Kadın hakları ihlallerinin arkasında kapitalist ve feodal sistemin yattığının bilincindeyiz. Kadını meta haline dönüştüren ve kadını tekrar eve ve mutfağa kapatma politikalarını kesinlikle reddediyoruz.

Kadın ve erkek eşitliğine inanmadığını belirten ve 8 Mart dünya emekçi kadınlar gününde „en az üç – beş çocuk doğurun“ yönünde açıklama yapan bir başbakanın -cumhurbaşkanı- Türkiye`yi kadın hakları alanında nereye taşımak istediği açıktır.

Özgecan`in katledilmesinden sonra, mahkeme salonlarında bozkurt işareti ile facebook`ta  gülerek “selfi” yayşnlayan bu katiller kimlerden cesaret alşyor dersiniz? Kadını koruyorum diyerek pembe otobüs projesi ortaya atan zihniyet, toplumları nereye götürür?  Kadının yüksek sesle gülmesinden bile rahatsiz olan bir meclis başkanı için kadının yeri neresidir sizce?

 

İşte bu noktada, kadını sosyal ve politik yaşamın dışına itmeye çalışan feodal düzen ve baskıcı sistemlere karşı, kadın ve erkek yanyana mücadele etmek zorundayız.

 

Türkiye`de kadın adeta sömürünün diğer adı haline dönüşmüş

Türkiye`de emekçilerin yıllarca verdikleri mücadele ile kazandıkları haklar gasp ediliyor. Taşeronlaşma, esnek çalışma altında güvencesiz çalışma hayatı dayatılıyor. Bunun bedelini en ağır ödeyenler, işçi emekçi kadınlardır.

Türkiye özellikle Textil alanında çalışan kadınların asgari ücretle günde 10-12 saat geçici işçi olarak çalıştırılarak, iş anlaşmalarının 9 ay sonra feshedildiği veya hep geçici anlaşmalarla, güvencesiz ve sağlıksız koşullarda sömürüldüğü bir ülke haline döndü.

Bir çok insan „ne yapayım, işsiz kalmaktan iyidir“, „akmasa da damlıyor“ şeklinde kaderine razı olduğu, asgari ücretin ve sömürünün nesilden nesile aktarıldığı bir düzen oluşmuş.  İş ve işçi haklarının sözlüklerden çıkarıldığı bir dönemdeyiz.

 

Kadın hiç bir alanda emeginin karşılığını alamıyor!

Kadının Avrupa`nin göbeğindeki Almanya`da bile erkeklerden ortalama % 21 oranında daha az kazanması kabul edilemez. Ekonominin karar noktalarında oturan kadınların sayısı yok denecek kadar az. iş ve aile koordinasyonunun tamamen kadının üzerine yıkıldığı bir sistemden çıkıp, kadının iş hayatında başarısınI ve verimliliğini arttıracak politikalar üretilmediği sürece, eşitlik sağlanamayacaktır. Bu hafta Federal Parlamentoda borsa eksenli firmalara getirilen yüzde 30 kadın kotası yetersizdir.

 

Özgürlüğün şartı, örgütlülükten ve her alanda katılımcı olmaktan geçer!

İşte bu yüzden de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, düzenin eşitsizliğine, sömürüsüne, kadın cinsinin ezilmişliğine karşı talepleri yükselttiğimiz; haklarımızı, geleceğimizi ve özgürlüğümüzü kazanmak için sesimizi yükselttiğimiz bir gündür!

Eger bizler 8 Mart`lari hep katliam haberleri ile doldurmak zorunda kalmışsak ve artık sabrımız çoktan taşmış sa, biz de 8 Mart Dünya Emekci Kadinlar Günü`nü salonlarda anmak yerine, sokaklara taşırmalıyız, sevgili kadınlar!

 

Rengarenk ve özgür! Kadinin Türküsü sokakları çınlatmalı! Kadının hikayesi topluma anlatılmalı, kadının sesi politikaya ulaşmalı! Ve kadına uzanan eller ve kadını sömüren sistemler artık kırılmalıdır!

Çünkü kadının varlığı, insanlığın, barışın varlıgıdır! Kadının ilerlemesi toplumsal ilerlemedir!  Bugün kadınlar Kobane`de IŞİD`e karşı bir direniş sembolü olmuştur! Kobane`nin zaferi, kadının zaferidir!

Kobane sınırına yaptığımız delegasyon ziyaretinde gördüğüm, tanıştığım kadınların dik duruşu, barışa olan inancları ve kararlılıkları Kobane`nin kurtuluşunda çok büyük rol oynamıştır. Ve bu kadınların mücadeleleri, hikayeleri ve türküleri tarihe geçecektir…

 

Yazdıklarımın abartılı olduğunu düşünenler olabilir. Ama kadının geri plana itildiği, sosyal, ekonomik ve üretim  alanlarıdan uzaklaştırıldığı toplumlara bir göz atın, bu söylemlerimin ne kadar haklı olduğunu göreceksiniz.

Bu yüzden, kadın hakları insan haklarıdır felsefesinden yola çıkarak, yönetimde, siyasette, ekonomide ve sosyal yaşamda katılımcı ve örgütlü bir çizgi izlememiz gerekir.

Eşitlik ve sevgi dolu, yaşanacak bir dünya için her yıl 8 Mart`ta isyan ateşini yeniden yakacağız! Ta ki, yeryüzü sevginin ve barışın yüzü oluncaya dek!

Özgürlük, eşitlik, sevgi ve barış dolu bir dünya mümkün!

Sevgiler..

About Filiz Demirel

Filiz Demirel

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir