Perşembe , 23 Kasım 2017
Home » Yorum » Editörden Merhaba

Editörden Merhaba

Merhaba,

Türkiye referandumuna birkaç hafta kaldı. 2017 yılının bu ilk sayısını ağırlıklı olarak “referandum ve hayır” üzerine hazırladık. Şimdiden iyi okumalar…

Referanduma sunulan maddeleri takip ettik, okuduk, tartışmalar yürüttük ve “neden hayır” dememiz gerektiğini netleştirdik.

Bugüne kadar ülkenin bir kesiminde yaşanan katliamlar, yargısız infazlar, tutuklamalar dururken, madde tartışmak saçma da gelmeye başladı aslında. Düşünsenize, ne Lokman’ın, ne Taybet Ananın, ne Dilek’in, ne Cizre’nin, ne Sur ’un, ne Gezi şehitlerinin, ne Suruç’un, ne işsizliğin, ne sömürünün, ne kadına şiddetin ve ne de binlerce haksızlığın hesabını bu maddeler çözmeyecek. Hatta olası bir “evet” çıkması halinde faşizm daha fazla hayat bulacak ve işkenceler, hukuksuzluk hepimizi vuracak.

İktidar güçleri gerçekten korkuyorlar… Halen canlılığını koruyan Gezi ruhundan, akademisyenlerden, gazetecilerden, susmayan direnen vekillerden, Cumartesi annelerinden, sokaklara çıkan kadınlardan korkuyorlar.

O yüzden her alana saldırdılar ve saldırıyorlar.

Gezi direnişi, bilinçaltlarına öyle yerleşmiş ki, konuşmalarının satır aralarında bu kâbuslarına göndermeler yapmadan duramıyorlar. Seçim kaybetmekten, güçlerinin gittikçe zayıfladığını görmekten, halkı istedikleri gibi bölmelerine rağmen, ne tuhaftır ki yine de başarılı olamamaktan dolayı çıldırıyorlar.

Öyle ki, “Evet” in değil, “Hayır” ın gittikçe yükselen grafiğini gördükçe, muhaliflerin sokak eylemlerine, bildiri dağıtmalarına, sert müdahalelerle karşılık veriyorlar. Seçmenleri, “hayır” çıkması durumunda bir iç savaşla korkutuyorlar.

Korku, baskı ve kullanılan düşmanca dili bu kadar hoyratça kullanmalarına karşın, anketler değişmiyor. Kullandıkları baskı ve şiddet, kendi kendisine karşıtlığını yaratıyor.

Yurt dışında yaşayan seçmenleri rakamsal olarak önemseyen hükümet, işe önce kendi çıkarttıkları yasayı çiğneyerek başladı. Avrupa’da yapmayı planladıkları referandum etkinlikleri tek tek iptal edilmeye başlayınca, zora girince sığındıkları değerlere, milli duygulara, din ve ırkçılık söylemlerine, düşmanca saldırılara yöneldiler. Bu değerlerle siyaset yapmanın tadını öyle çok çıkartmışlardı ki, şimdi de “oy arttıralım da her yol mubah” gibi bir sefillik ve ikiyüzlülükle, kendi yarattıkları düşman halüsinasyonları ile oylarını çoğaltmaya çalışıyorlar.

Avrupa‘nın ne kadar özgür, demokrasi yanlısı olduğu elbet tartışılır. Ancak, hükümetin başında oturan kişilerin, Avrupa’ya Nazi uygulamaları suçlaması, faşist yaftalamaları yaparken, bedel ödeyeceksiniz tehditleri savururken, arkasındaki enkazı görmezden gelmesi, atlara binip Hollanda’yı kuşatmaya gitmek istemeleri, portakal bıçaklamaları, yurtdışı polis merkezlerini arayıp mehter marşı dinletmeleri komiklikten öte rezillik ve kepazeliktir.

Kendilerince yazdıkları çarpıtma bir tarihle, kendilerine has sokak ağzıyla, yine kendilerince doğru buldukları hitabet sanatsızlığıyla, inanın düştükçe düşüyorlar. Ne kadar kabadayılık, ne kadar çete reisi gibi konuşma yapsalar, destekleyen kitle tüm dünyayı kuşatacak ve işgal edecek, Osmanlı’yı tekrar canlandıracak kadar motive oluyor ama sadece gazları alınıp, birkaç güne söylemlerini yumuşatıyorlar.

Artık ülkede barış, açlık, işsizlik, eğitim, çocuk hakları, hayvan haklarını konuşan politikacı yok. “Kendinden olmayanları yok etme üzerine kurulmuş, sosyal yaşama, düşünce özgürlüğüne soykırım uygulayan egemenler” olarak tarihe geçmek üzeredirler. Bir yandan köprüler yollar açıp, Avrupa’yı kıskandırdıklarını düşünen ergen hakimiyet, diğer taraftan insanlar arasındaki tüm köprüleri yıkmış, aslında bastırılmış olan milliyetçi ve etnik ayrımcılığı körüklemiş, bizi birbirimize bağlayan tüm yolları bir enkaza dönüştürmüş, kısmen de başarılı olmuştur.

Ağızlarından her gün yeni bir “pislik” akmaktadır. ( Pislik akma ifadesini, Tayyip’in yıllar önce gazeteciler için söylediği “kalemlerinden pislik akıyor” cümlesinden çaldım. Bu kadar hırsızlık benim de hakkım… ) Hatta dahası, ellerinden kan, ağızlarından pislik, ceplerinden halkın parası akıyor.

15 Temmuz’un intikamını referandumda alacağız diye çemkiren bir Cumhurbaşkanı, sanki darbeyi muhalifler yapmış gibi kendilerine yine mağduriyet çıkarmıştır. Kurulan “darbe komisyonu” hiçbir sonuca ulaşamamış ya da ulaşması engellenmiş, FETÖ’nün siyasal ayağına hiç dokunulmamıştır. Ne acıdır ki, halkımız bir cemaatten kurtulduğunu sanırken, cemaatin diğer yarısınca teslim alınmıştır.

Onların korkularını ve bu güne gelen süreci kavramaya daha fazla yönelirsek, “hayır”cıların maddelerden çok, iktidarı oylayacağı bir gerçektir. “Hayır” sadece “Başkanlık Seçimine” değil, AKP hükümetine ve hatta muhalif partilere de “hayır” anlamındadır. Gidişata “hayır”dır.

Referandum sonrası çıkacak sonuca göre ne yapılması ve nasıl yapılması gerektiğine odaklanmak referandumdan daha da önemlidir. Çünkü referandum olmasa da bizlerin mutlaka bu gidişata bir dur demesi gerekmektedir.

O yüzden asla yılmadan, sömürüsüz bir Türkiye ve Dünya için mücadeleye devam edecektir.

Sosyal medyada dolaşan “korkma la, biziz halk” yazılamalarının da değişmesini önererek yazımı bitiriyorum. Yazılama şöyle olmalı:

“Kork la, biziz halk”

Ve biz kazanacağız…

Ebru ÖZDEMİR

ebrulihamburg@yahoo.de

About Editör .

Editör .

Check Also

Neva için bir umut

Yürütülen kampanyalarda  şu ana kadar uygun ilik örneği bulunamayan Neva’ya, % 60 uyum tesbit edilen …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir