Perşembe , 14 Aralık 2017
Home » Haber » Cumhuriyet davasında Ahmet Şık’tan mahkeme heyetine: Hiçbir talebim yok!

Cumhuriyet davasında Ahmet Şık’tan mahkeme heyetine: Hiçbir talebim yok!

Cumhuriyet davasında ‘tanık’lar dinlendi: Tutukluluğa karşıyız, terörist değiller!

“Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına ve anayasal düzene karşı suç işlemek” iddiasıyla beşi tutuklu yargılanan Cumhuriyet yönetici, yazar, muhabir ve avukatları hakkındaki davanın üçüncü duruşması sona erdi. Cumhuriyet Yayın Danışmanı Kadri Gürsel‘in tahliye edilmesine karar veren mahkeme, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, muhabir Ahmet Şık, muhasebe çalışanı Emre İper ile Twitter’da “Jeansbiri” adlı hesabı kullandığı iddia edilen Kemal Aydoğdu‘nun ise tutukluluk hâlinin devamına hükmetti.

“Sansürün kaldırılışı” ve “Basın Bayramı” olarak kutlanan 24 Temmuz’da başlayan davanın bir sonraki duruşması, 31 Ekim 2017’ye ertelendi.

Star ve Akşam hakkında
suç duyurusu

Mahkeme heyeti, karar açıklanmadan önce bütün tutuklu sanıkların tutukluluk hâlinin devamına karar verildiği yönünde ‘haber’ geçen Star ve Akşam gazeteleri hakkında da suç duyurusunda bulundu.

Söz sırası ‘tanık’larda: Terörist değiller, tutuksuz yargılansınlar

Çağlayan Adliyesi’nde görüşen duruşmada Twitter’da “Jeansbiri” adlı hesabı kullandığı iddia edilen Kemal Aydoğdu‘nun “tanığı” Fatih Aytuğ ile eski Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanvekili Alev Coşkun ve Aydınlık yazarı Rıza Zelyut ifade verdi. Gazetenin yazar, yönetici ve avukatlarının tutuklandığı dönem bir bildiri yayımlayarak “karara itiraz ettiklerini” ifade eden Coşkun, savcılık ifadesinde de “Bu kişiler terörist değil” dediğini aktardı. Cumhuriyet’te “FETÖ” operasyonu yapıldığını iddia eden Zelyut da, “Ben de gazetecilerin tutuksuz yargılanması gerektiğini düşünüyorum. Meşhur MİT TIR’ları haberinin davasının bile tutuksuz yargılanması gerektiğini düşünüyorum” ifadesini kullandı.

“İddianamede problemler var, kabul ediyorum”

Mahkeme Başkanı, ‘sanık’ avukatlarından Prof. Köksal Bayraktar ile yaşadığı tartışma sırasında “İddianamede problemler var, kabul ediyorum” ifadesini kullandı. Mahkeme Başkanı, sözlerine “Sizi dinlemekten bir hukukçu olarak keyif alıyorum. Ama başka bir arkadaşımızın topa girip de ‘Bunu böyle söyleyemezsiniz’ demesi mahkememizin tarzı değildir” diye devam etti.


Davanın ikinci duruşmasında Kadri Gürsel’in tahliyesi yönünde oy kullanan üye hâkim, bu duruşmada “raporlu” sayıldı.


İşte dakika dakika yaşananlar

01:40 – Kadri Gürsel cezavinden tahliye edildi.

23:00 – Cumhuriyet duruşmasının ardından CHP milletvekilleri Barış Yarkadaş, Mahmut Tanal ve Sezgin Tanrıkulu ile Cumhuriyet Savunması Koordinatörü, gazeteci Ertuğrul Mavioğlu Çağlayan Adliyesi önünde gerçekleşen basın açıklamasında söz aldı.

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, açıklamada “Bir hukuk emekçisi olarak şunu ifade edeceğim: Hukuk olmadan Adalet olmaz. Dolayısıyla Kadri Gürsel’in tahliye olması adaletin gerçekleştiği anlamına gelmez” ifadesini kullandı. Dışarıdaki Gazeteciler adına bir açıklama yapan gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, “Kadri Gürsel’in tahliyesinin hiçbir gerekçesi yok. Tıpkı tutuklanmasının bir hukukî bir gerekçesi olmadığı gibi. Tüm arkadaşlarımızı alıncaya, içeride tek bir gazeteci kalmayıncaya dek sözümüzü, çabamızı esirgemeyeceğiz” dedi.

22:40 – Mahkeme Kadri Gürsel hakkında tahliye kararı verdi, diğer tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verildi.

22:37 – Mahkeme Başkanı: Duruşmada olan tatsız hadise için, Star ve Akşam gazeteleri için suç duyurusunda bulunduk

22:35 – Mahkeme önce Cumhuriyet davasında 4. duruşma tarihini açıkladı: 31 Ekim 09:30’da Çağlayan’da

21:22 – Mahkeme ara kararını vermek üzere 22:30’a kadar ara verdi

21:20 – Mahkeme Başkanı: Sabah, Akşam ve Star gazetelerinde, biz daha ara karara çıkmadan ara karar üzerine öngörüde bulunan kim ise o kişi hakkında suç duyurusunda bulunacaktır. Eğer o da, buradan bilgi aldığı kişiyi söylemezse adamlıkla çok da ilgisi olmadığını düşünüyorum.

21:15 – Ahmet Şık: Buradan kim bilgi sızdırıyorsa, hakimse hakim, savcıysa savcı, kalemse kalem, hakkında suç duyurusu yapın.

21:10 – Star gazetesinin, duruşma devam ederken “Cumhuriyet davasında sanıkların tutukluluğunun devamına karar verildiğini” öne sürmesi duruşma salonunda tartışma yarattı. “Haber” mahkeme heyetinin de dikkatine sunuldu.Mahkeme Başkanı, Star’ın haberini istedi.

21:05 – Köksal Bayraktar: Biz burada adam öldürmeden yargılama yapmıyoruz. İfade özgürlüğünü yargılıyoruz. 330 gün tutukluluk az bir süre değildir. Çok uzun bir süredir. Ben Ergenekon’da, Balyoz’da savunmanlık yaptım. Sonunda ne oldu? Nice hayatlar karardı. Hukuku böyle sert bir şekilde uygulamak uygun değil. Hayır size yönelik bir şey yok. “Ama bunları söylediniz” diyorsunuz. İddia makamı, savunma makamı ve yargılama makamı var. Tabii ki bunları söyleyeceğim aksi halde kendi kendimi sınırlamış olurum. Savunma olarak sınırsız konuşmam gerekir. Katiyetle sizi küçük görmek diye bir şey yok. “Her türlü yardım olabilir” deniyor, bu yanlış. Yardımcı olabilmek için yapılmakta olan fiile etkin olarak müdahalede bulunacaksınız. Lütfen bunu akıldan uzak tutmayalım. Tekrar ediyorum. Ben gerek müvekkillerimin hem de diğer Cumhuriyet çalışanlarının bir an evvel tahliye talep edilmelerini arz ve talep ediyorum.

21:00 – 

– Av. Bahri Belen: Biz hâkimlerin bizden daha hoşgörülü, daha sakin olacak diye bilerek savunma yapıyoruz. Biz hocalarımızın görüşlerini, kararları veririz, öyleyse ders mi vermiş oluyoruz? Köksal hocamıza böyle davranmamalıydınız

– Mahkeme Başkanı: Ben hukukçu olarak Köksal Bayraktar’ı burada dinlemek keyif veriyor. Bülent Utku’yu basın mahkemesinden tanırım. Tarzını biliyorum. Ahmet Şık’ı tanımam, sevip sevmemem söz konusu değil. Onun da fanı (hayranları anlamında) var. Ama insan sevgisine davet etmekle tahliye talep etmek aynı şey değil.

– Av. Bahri Belen: Sizin de hocamıza böyle davranmamanızı rica ediyorum. Bu yargılamayı karşılıklı saygı çerçevesinde bitirmemizi umuyorum.

Mahkeme Başkanı: İddianamede problemler var, kabul ediyorum. Sizi dinlemekten bir hukukçu olarak keyif alıyorum. Ama başka bir arkadaşımızın topa girip de “Bunu böyle söyleyemezsiniz” demesi mahkememizin tarzı değildir.

20:55 – Cumhuriyet davasında gerginlik; Mahkeme Başkanı avukat Köksal Bayraktar’a “Bize hukuk dersi veremezsiniz, kimsenin haddi değil. Bizim insan sevgimizi, sanıklara olan sevgimizle ölçemezsiniz” dedi. Salonda tepkiler yükselirken, itiraz eden bir avukat Mahkeme Başkanı’nca salon dışına çıkarıldı.

20:45 – Avukat Köksal Bayraktar: Zulümdür bu. Eğer ceza hukukuna inanıyorsanız, eğer içinde insan sevgisi varsa müvekkillerimizi bırakın. Eziyet bu! Yel değirmenleriyle savaşan yaşlı şövalye gibiyiz.

20:38 – Avukat Prof. Köksal Bayraktar: Tanık olarak getirdiğiniz Rıza Zelyut tanıklık yapmadı, yorum yaptı. 5 yıl önceki yargıç olsaydı dinlemezdi. Aynı şekilde, Türkiye’de bakanlık yapmış olan Alev Coşkun da yorum yaptı. Birtakım gerçekler var, gözler nasıl kapanabilir. 330 gündür tutukluluğu devam eden bir davada delilleri kim toplayacak? Siz hiç 330 gün dört duvar arasında kaldınız mı?

“Tanık gelmedi.” Biz çocuk muyuz, üç yıl,  beş yıl gelmese, Amerika’da, Fransa’da olsa tutuklu mu bekleyeceğiz? Müvekkilletimiz hangi eylemlerle terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmişler? Bu kanıtlanmalı, soyut suçlamalarla tutuklama olmaz.

Yalvarırcasına soruyorum; terör örgütüne nasıl yardım edilmiş?

20:32 – Avukat Tora Pekin: Savcı bey Anayasa Mahkemesi kararını umursamıyor,  mahkeme umursasın. Aydın Engin’e katılıyorum, savcı bey tutukluluk gerekçelerinin varlığını açıklasın, bunu bilmek hakkımız.

20:30 – Avukat Bahri Belen: Bu davada Can Dündar’ın davasının reddinin gerektiğini söyledik. Dolayısıyla Can Dündar’ın firari durumda olması bu davada tutukluluklara gerekçe olamaz. Geldiğimiz aşamada tutuklu vekillerimizin tahliyesiyle ilgili söyleyecek hiçbir şey kalmadı.

20:27 – Emre İper: Raporu bekleyeceğiniz için ne desem boştur.

20:25 – Ahmet Şık’tan mahkeme heyetine: Hiçbir talebim yok!

20:23 – Kadri Gürsel: Ben gözaltına alınıp tutuklandığımda 34 günlük yayın danışmanıydım. Beni bu sözde yardım suçlamasıyla ilişkilendirmek mümkün değil. Sadece 34 gün görev yapmış birisinin bu suçu işlemiş olamaz. Göreve geliş şekli başında tutukluluğum devamını gerektiren “kaçınılmaz bağ ve illiyet” ileri sürülemez. Beni hapiste tutmak için herhangi bir gerekçenizin kalmadığından hareketle sayın mahkemenizden önce tahliyemi istiyor, beraatimi rica ediyorum.

20:22 – Kadri Gürsel de, 11 Eylül’deki celsede dile getirdiği itirazları yineledi, ikinci duruşmada kendisi hakkında tahliye isteyen, ancak son duruşmaya katılmayan üye hâkimin görüşlerinin dikkate alınmasını talep etti.Gürsel “28 Temmuz’da tutuklamama devam olarak yer alan ByLock suçlaması 11 Eylül kararında yer almamıştır. Bu iddianın düştüğü kanısındayım” diye konuştu.

20:20 – Tutuksuz yargılanan Aydın Engin söz alarak “Müddei iddiasını ispatla yükümlüdür. Sayın savcı iddiaları, sanıkların kaçma ihtimalini ispatlasın. Üç duruşmadır aynı mütalaayı tekrarlıyor. Ben aynı yazıyı üç kere tekrarlasam beni kapının önüne koyarlar” dedi.

20:15 – Savcı, “kuvvetli suç şüphesi, adli kontrol tedbirlerinin yeterli olmayacağı, delillerin toplanmamış olması”nı öne sürerek tutuklulukların devamını istedi

20:10 – Cumhuriyet davası 70 dakika sonra başladı. Savcı mütalaasını açıklayacak.

19:05 – Duruşmaya bir saat ara verildi.

19:00 – Avukat Bahri Belen: Tanık beyanlarında çelişki var. Zelyut, “Yönetim değiştikten sonra çok HDP haberi vardı, İlhan Selçuk döneminde olmazdı” dedi. HDP 2013’te kuruldu, Selçuk 2010’de öldü. Parlamentodaki en büyük üçüncü partinin haberlerinin yapılmasını istemez miydi? Mehmet Faraç yine gelmedi. Kendisinin husumeti vardır. Kendisi dinlendiği takdirde davaya katkısı olmayacağını düşünüyoruz.

18:58 – Akın Atalay sözlerini tamamladı.

18:56 – Akın Atalay: Bu gazetenin tarihine geçecek bir yargılama yapılıyor. O tarihe geçmesi açısından önemli. Hukuk davasına girmemek için özellikle kaçınıyorum. Türkiye’nin en büyük hukukçusu ve gazetecisi değilim. Ama ilkokul öğrencisine anlatır gibi anlatırdım hukuk davasını. Bizi 5’in 6’dan büyük olduğuna ikna edemezsiniz. Uzun uzun anlatmıyorum ama isterseniz o davanın da hukuki kısımlarını anlatabilirim.

18:53 – Akın Atalay, Alev Coşkun’un savcıya verdiği kupür ile Cumhurbaşkanlığı’na gönderilen kupürün aynı olduğunu, üzerindeki el yazısı notlarla gösteriyor. Alev Coşkun’un “Bana ait değil” dediği imzasız dilekçe ekindeki kupürü gösteriyor.

18:51 – Akın Atalay, Alev Coşkun’un dosyaya verdiği ok işaretli kupür ile imzasız dilekçede verilen kupürün arasındaki benzerlikleri gösterdi: Bu iki kupür, aynı kupür.

18:49 – Akın Atalay: Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ne verilen imzasız dilekçede “Sizi rahatsız etmeyecek muhalefet yapacağız” deniyor. Bu yazı üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü “Olur” imzasıyla sonuçlanmış bir sürece yeniden inceleme başlattı. Bu ihbar dilekçesine ilişkin dosyada bazı ifade ve emareler var.

18:47 – Akın Atalay: 14. madde, ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur. 15. madde Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz. Rıza Zelyut’a dair söyleyeceklerim bunlardır.

18:45 – Akın Atalay: Medeni Kanunu’nun 13 maddesi: Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinde yoksun olmayan herkes, bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.

18:30 Akın Atalay söz aldı: Ben de 1992’den ölünceye kadar İlhan Selçuk ile çalıştım. Her gün gördüm. Ondan öğrendiğim en iyi şey şu, ölmüş birinin arkasından onu referans göstererek “kemikleri sızlardı” gibi sözleri asla kullanmadım. Kullanmayacağım. En son dinlenen tanık benim hakkımda hiç tanışmamakla beraber bazı beyanlarda bulundu.

18:20 – 
Avukat Tora Pekin: 1997 yılında nereden ödül aldınız?
Rıza Zelyut: 1997 değil, 1998’de aldım, yanlış indirmişsiniz. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ödül verdi. Ama “devlete sızma” konuşmasını duyunca iade ettim, aldanmışım.
Avukat Tora Pekin: 2011 yılında “En büyük milliyetçi Fethullah Gülen” diye bir yazı yazdınız mı, bu bir eleştiri yazısı mıydı, övgü yazısı mı?
Rıza Zelyut: Övgü yazısıydı. Bunlar iş adamlarını kuşatmışlar, beni de konferanslara, oraya buraya çağırıyorlardı, gitmedim. O yazıyı baskıyla yazdım.

18:10 – 
Rıza Zelyut: Aydın Engin’i kim Cumhuriyet’e aldıysa operasyonun sorumlusu odur
Aydın Engin: Beni  Cumhuriyet’e İlhan Selçuk aldı, yazı işleri müdürü yaptı, 4 yıl gazeteyi ben yaptım
Rıza Zelyut: Aydın Engin’i son alan sorumludur demek istedim, son kararım.

18:01 –
Mahkeme Başkanı: “Ergenekon operasyonuyla başlayan süreç Aydın Enginlerin getirilmesiyle bitti” diyorsunuz.

Rıza Zelyut: Evet. Ama yazarları suçlamayalım, bunu kimler yaptı. 2007’den itibaren CHP’ye saldıranlara “bu bir demokrasi mücadelesidir”diyenlerin Cumhuriyet’e alınmasını doğru bulmuyoruz. Cumhuriyet’i destekleyenlerin suçlaması bana geri adım attıramaz. Çünkü ben iktidar politikalarına karşıyım.Benim kadar ayrıntılı yazan, cepheden iktidar partisini ve yönetimi hedef alan varsa saygı duyarım. Ama ben iktidarın değil Mustafa Kemal’İn yazarıyım. Gök Tanrı beni o şekilde toprağa alsın.

17:59:
Mahkeme Başkanı: 
Bir sürü tabloid gazetesi var. Neden onlar değil de Cumhuriyet seçildi?

Rıza Zelyut: Cumhuriyet gazetesi Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerinin temsil edildiği ve savunulduğu bir cephedir. Bu cephenin ele geçirilmesi gerekiyordu. Oraya yerleştirdiği yazarlarıyla Cumhuriyet değerlerinin içinde bir delik açmak istediler. Onun için FETÖ 21 Mart 2008’de operasyona başlattı, Can Dündar’ın Nuray Mert’in oraya getirilmesiyle işlemin bittiğini zannettiler.

17:58 – Rıza Zelyut: Halen Cumhuriyet’te yazan, değerleri sonuna kadar savunan arkadaşlar var.Gazete okunmadığı için gazete yönetimi mülklerini satmak zorunda kalmış. Dava bu dava değil, Vakıf davasıdır.Benim PKK’yı ya da FETÖ’yü destekliyorsun demem mümkün değil. Ama gazetenin yeni Taraf haline getirildiğini görmüş tecrübeli bir gazeteciyim. Gönlümde yatan, Cumhuriyet’in bu badireleri atlatması, arkadaşlarımızın serbest kalması Cumhuriyet’in de cumhuriyetçilere teslim edilmesidir.

17:57 – Rıza Zelyut: Ben de gazetecilerin tutuksuz yargılanması gerektiğini düşünüyorum. Meşhur MİT TIR’ları haberinin davasının bile tutuksuz yargılanması gerektiğini düşünüyorum.  Bu gazetede ikinci cumhuriyetçi, FETÖ operasyonlarını alkışlayanlar var. Vakfın hileyle geçirilmesi yerel mahkeme tarafından karara bağlandı. O zaman Cumhuriyet’te çalışanlar Ergenekoncu ve ulusalcı gösterildi.Bu FETÖ’nün marifetidir. Ulusalcı isimler uzaklaştırıldı, Balbay, Faraç gibi. Ve gazetenin DNA’sı ile oynandı.Cumhuriyet gazetesinin laik, çağdaş, ulusal devletten yana, Amerikan emperyalizmine karşı olan tavrının yerine benim tespitlerime göre FETÖ ve PKK’yı destekleyen, yayan çizgiye itilmesi beni rahatsız etti.

17:55 – Rıza Zelyut: 2008 Aralık’ta Can Dündar hakkında 10 gün yayın yapıldı, İlhan Selçuk da onlardan biriydi. Can Dündar hayatında hiçbir gazetede yayın yönetmeni olarak çalışmadı. Yayın yönetmenliği ile habercilik başka bir şeydir. Ben Türkiye’nin en iyi köşe yazarıyım . Hepinize cevabım vardır. Ardından da “Ben Mustafa Kemal’İn yazarıyım. Cumhuriyet’İn CUMOK diye destek grubu vardır Bunlar da Cumhuriyet gazetesini terk etti. Namık Kemal Boya’nın bu davanın ardından bir açıklaması vardı, bu açıklamada “Cumhuriyet’in DNA’ları ile oynandığı” söylenmiştir. O açıklamada gazete yazarlarının tutuklanması da talihsizlik olarak değerlendirildi.

17:54 –  Rıza Zelyut: İlhan Selçuk’un içeriye atılması FETÖ’nün ilk hamlesi. Sayın hazirun, o dönemde SkyTürk’e çıktım “İlhan Selçuk ne yazdıysa altına adımı yazıyorum” dedim. Bunu da dönemin savcısı Zekeriya Öz’e seslenerek yaptım. Cumhuriyet beni ilgilendiriyor, arkadaşlar. Çünkü Cumhuriyet ile cumhuriyet değerli birbiri üzerine oturmuştur. Arkadaşlar, 21 Mart 2008’de kim gözaltına alındı İlhan Selçuk. FETÖ’nün en güçlü olduğu dönemler.

17:53 – Rıza Zelyut: Ben Cumhuriyet’in geleneksel yoldan ayrıldığını ve operasyon gazetesine dönüştüğünü yazdım. Cumhuriyet gazetesine ilk FETÖ operasyonu 21 Mart 2008’deydi. İlhan Selçuk’un içeriye atılması FETÖ’nün ilk hamlesi. Sayın hazirun, o döndemde SkyTürk’e çıktım “İlhan Selçuk ne yazdıysa altına adımı yazıyorum” dedim. Bunu da dönemin savcısı Zekeriya öZ’e seslenerek yaptım. Cumhuriyet beni ilgilendiriyor, arkadaşlar. Çünkü Cumhuriyet ile cumhuriyet değerli birbiri üzerine oturmuştur. Arkadaşlar, 21 Mart 2008’de kim gözaltına alındı İlhan Selçuk. FETÖ’nün en güçlü olduğu dönemler. Sonra da vakıf üzerinden birileri Cumhuriyet gazetesine el koydu. Kim yaptı? Nuray Mert’i, Can Dündar’ı Aydın Engin’i kim getirdiyse o yapmıştır. Yazarları suçladığım düşünülmesin. 12 haberin 8’i HDP ve Selahattin Demirtaş’tı. Bir gazetenin internet sayfasında HDP ve Demirtaş’ın 8  haberi olamaz.

17:52 – Rıza Zelyut: Buraya bir Cumhuriyet aydını ve Mustafa Kemal’in yazarı olarak geldim. Mustafa Kemal’i dedesi bilen biriyim. Mustafa Kemal’i sevdiğim için yargılanan bir insanım, FETÖ’cü örgütün açtığı davada yargılanmış bir yazarım. Hiçbir zaman AKP destekçisi olmadım. Ben burada Mustafa Kemal’i, laikliği, Atatürkçülüğü savunan yazılarım nedeniyle geldim.

17:50 – Alev Coşkun’un ardından Rıza Zelyut tanık olarak dinleniyor.

17:49 – 
Akın Atalay: Cumhurbaşkanlığı’na yapılan isimsiz ihbar mektubuyla ilgisi var mı?
Alev Coşkun: Şubat 2016’da dava açtım. Haziran 2016’da dilekçe verdim, müfettişlerin farklı görüşlerinden hangisi doğruysa karar verin diye. Böyle bir adam kalkıp Cumhurbaşkanlığı’na isimsiz dilekçe yazar mı? Dilekçeyi Akın Atalay’ın Atatürkçü olduğu için attığı bir çalışan yazmış olamaz mı? Dilekçeyi Akın Atalay ve arkadaşları yazmış olamaz mı?

17:45 – 
Akın Atalay: Hiç kimse huzur ödemesi almamasıına rağmen
huzur hakkı ödemesi alan tek kişi Alev Coşkun mudur?

Mahkeme Başkanı: İlgisi yok konuyla.

Akın Atalay: Dava açma motivasyonunu anlamak
açısından önemli efendim.

Alev Coşkun: Kendisi teklif etti, aldığım maaş kendisinin aldığının üçte biri kadardır. Akın Atalay bugün özgür olsun istiyorum, o nelerle uğraşıyor, küçük şeylerle uğraşıyor.

17:30 – Sözü Akın Atalay aldı. Alev Coşkun’a soru yöneltmeye başladı.

17:25 –
Alev Coşkun: Bu vakıf Cumhuriyet gazetesinin ismini elinde tutuyor. Gazetenin isim hakkı vakfın elindedir. Vakıf bu ismi bir şirkete kiralıyor. Vakıf şirkete “bu vakfın temel amaçları budur. Bu çizgide gazeteyi çıkart” diyor. Vakıf ikide bir soru sormaz, yazarlara soru sormaz. 2-3 ayda bir Genel Yayın Yönetmenini çağırıp soru sorabilir, tirajı sorabilir. Temel çizgiyi muhafaza etmek koşuluyla.

Orhan Erinç söz aldı: Ben yönetim kurulu toplantısında öyle laflar etmedim. Bunu anımsatmak istedim.

Alev Coşkun: Ben 2 Nisan 2013 tarihli toplantının zaptı çok açık ve net olduğunu söyledim. Konunu ileride sorunlu olacağını hissettiğim için Erinç’e “Bunu çok açık ve net yazalım. Siz ve Akın Atalay da okusun” dedim. Burada bir toplantı önce mücbir sebep olduğu için Balbay oy veremiyor, çünkü tutuklu, ama oyu kabul ediliyor. Ben Yargıtay kararını sunarak kapalı zarfla oyunu sayalım dedim. Yargıtay kararını eleştirebilirsiniz ama uymanız gerekir. O nedenle iptal edildi.

Orhan Erinç: Alev Bey’in başkanvekilliği İlhan Selçuk’un vefatıyla sona ermedi, benim dönemimde de 3 sene başkanvekilliği yaptı. “Mücbir sebeple oy kullanabileceğine” ilişkin kararın altında Alev Bey’in de imzası vardır.

17:22 – 
Mahkeme Başkanı: 22 yıl vakıfta görev yaptınız. Bunun ne kadar zamanı İlhan Selçuk ile geçti?

Alev Coşkun: Cumhuriyet gazetesinin zor bir döneminde İlhan Selçuk beni davet etti. O dönem vakıf yok, şirket var. O şirketin başkanlığına seçildim. Daha sonra İlhan Selçuk Başkan oldu ben de başkan vekili oldum. Vefatına kadar böyle devam etti.

Mahkeme Başkanı: Vakfın köşe yazarlarına, muhabirlerine herhangi bir müdahalesi olur mu? Vakıf yöneticileri ile Genel Yayın Yönetmeni arasında böyle bir ilişki var mı?

Avukat Atilla Coşkun: Bu soru sorulamaz. Bu konuda vakfın senedi mevcuttur. Asla ve zinhar yönetim kurulu, Cumhuriyet yönetimine karışamaz. Bu çerçevede böyle bir sorunun sorulmasının ilişkisi olamaz.

Mahkeme Başkanı: Bu dava ile doğrudan ilişkilidir.

Avukat Atilla Coşkun: Vakıf değil, vakfın görev verdiği kişiler yargılanıyor.

Mahkeme Başkanı: Esasla birlikte itiraz edebilirsiniz. Tanık sorumu yanıtlasın.

Avukat Atilla Coşkun: Bu önyargılı bir sorudur.

17:19 –
Avukat Tora Pekin: Diz katılmadığınız vakıf yönetim kurulu toplantısı için dava açtınız, çoğunluk sağlanmadan, 7 kişiyle değil 6 kişiyle toplandı, dediniz. Siz neden katılmadınız toplantıya?

Alev Coşkun: İki güç gün ertelenebilirdi.

Avukat Tora Pekin: İki üç gün sonra yapılsaydı toplantıya katılacak mıydınız?

Alev Coşkun: Hayır, ne olacağı belliydi.

Avukat Tora Pekin: Ne olacaktı?

Alev Coşkun: Ne olduğunu gördük

17:15 – 
Avukat Tora Pekin: İptal davasını açtığınız, toplantı yeter sayısının oluşmadığı toplantıya siz katıldınız mı? Mazeret bildirdiniz mi? Neden katılmadınız?

Alev Coşkun: Katılmadım, bildirmedim. Bu soruya yanıt vermek istemiyorum.

16:50 – Savunma avukatı Tora Pekin, Cumhuriyet logosu üzerinde dokuz sütuna sürmanşet yapılan “Atatürk’ün kızları” başlığını gösterince Akev Coşkun “Hoşuma gitti” dedi. Salonda gülüşmeler oldu.

16:45 – 
Avukat Tora Pekin: Siz gazeteci misiniz?
Alev Coşkun: Hayır değilim
Tora Pekin: Sizce mizanpaj değişmez mi?
Alev Coşkun: 10 Kasım 1938’de bile Atatürk’ün ölümü logonun üstünde verilmedi.

16:39 – Alev Coşkun: Tanıklığımda “Bunlar FETÖ’cü mü?” dediler “Bilmem” dedim. “Ama bunlar terörist değil” dedim.

16:37 – 
Avukat Tora Pekin: Sayın Coşkun, savcılık soruşturmadında nasıl tanık olduğunuzu anlatır mısınız?
Alev Coşkun: 31 Ekim 2016’da gözaltılar olunca tutukluğa karşı olduğumu da içeren bir bildiri yayımladım, ertesi gün emniyet terör şubesinden tanık olarak çağrıldım.

16:35 – Alev Coşkun: 23 Mayıs 2015 tarihli Cumhuriyet beni ağlatmıştır, logonun yanında Fethullah’ın resmi var

16:34 – Alev Coşkun: Ağır bir konuşma yapıyorum, ama mecburum. Yargıtay kararını vakıf yönetim kurulu kararıyla değiştirdiler, vakfın yapısı değişti ve Cumhuriyet gazetesine Genel Yayın Müdürü olması mümkün olmayan Can Dündar Genel Yayın Müdürü oldu.

16:33 – Coşkun, İnan Kıraç’ın mektupla gönderdiği oyun “mücbir sebep” olmadığı gerekçesiyle geçerli sayılmadığı Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu toplantısını kendi değerlendirmeleriyle anlattı.

16:31 – Savcı, Alev Coşkun’dan “İlhan Selçuk’tan sonra olanlar ve ‘kırılma noktası’ dediğiniz süreci açmasını” istedi.

16:30 –
Alev Coşkun:
Turhan Günay’ın ne işi var bu davada
Turhan Günay: Sayenizde efendim!

16:25 – Alev Coşkun: “Biz vakıf davasını açmasaydık ceza davası açılmazdı” deniyor, böyle mantıksız bir iddia olamaz. 10 ay önce tutuklama olduğunda üzerimde baskı hissettim. Milletvekilleri özellikle üzerime geldi.

16:22 – Alev Coşkun: Bu dava ceza davası. Birinci tarafı; terör örgütü üyesi olmamakla birlikte terör örgütüne yardım, ikinci tarafı vakıf mallarını özenle yönetmeyerek görevi kötüye kullanmak. Demek ki bizim davamızla bu davanın en küçük bir ilişkisi yok. Ekim ayında bu dava açılıp arkadaşlarımız tutuklandığı zaman buna ilk itiraz eden ben ve arkadaşlarım oldu. Biz bu tutukluluğa karşı olduğumuzu söyledik, bildiri yayınladık.

16:20 – Alev Coşkun: Vakıf davası 1,5 yıl sürdü, sonunda bizim iddiamızın doğru olduğu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce kabul edildi, şu anda istinaf mahkemesidir.

16:19 – Alev Coşkun: 2 Nisan 2013’te yapılan Vakıf Yönetim Kurulu seçimi Cumhuriyet’te kırılma, ayrılma noktasıdır.

16:16 – Alev Coşkun: Konkordato iflas döneminde İlhan Selçuk tarafından çağrıldım, toplam 22 yıl çalıştım.

16:15 – Alev Coşkun: Benim tanıklığımın bu davada önemli olduğunu düşünüyorum.

16:10 – Aytuğ’un ardından iddia makamının tanıklarından eski Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanvekili Alev Coşkun tanık olarak çağrıldı.

16:02 –
Soru:
Miktar fazla. Neden hepsi nakit?
Cevap: Eşimin de parası vardı. Bankadan çektik. Kiralık kasalarım da var hem istanbul hem Antep’te.

15:59 – Hâkimin bulunan paranın kime ait olduğu sorusuna Aytuğ, paranın kendisine ait olduğunu ve 20 yıllık birikimi olduğu cevabını verdi.

15:57 – Mahkeme Başkanı Fatih Aytuğ’a Kemal Aydoğdu ile tuttukları evdeki eşyaların kime ait olduğunu sordu. Aytuğ bazılarının kendine ait olduğunu bazılarının yeni alındığını bazılarının da Antep’te ikinci el olarak satın alındığını söyledi.

15:55 – 
Soru: İstanbul dışında karşılaştın mı?

Cevap: Antep’te karşılaştık tesadüfen.

Soru: Tesadüfen karşılaştıktan sonra kaç gün görüştünüz?

Cevap: Temmuz sonu gibiydi. Sözleşmem yenilenmedi. O da işinden ayrılmıştı. Bir yerde oturduk. O okullarda çalışanlar gözaltına alınırken insanlar bize iş vermedi. İş ihtiyacımız var ne yapabiliriz diye konuştuk. Özel ders verebiliriz dedik ve bir ev tutalım dedik. Yakalandığımız ev burasıydı. Ama özel ders veremedik. Evde eksikler vardi mobilya vs. tamamlayamadık. Ama özel ders veremedik. Eylül sonu gibi tam hatırlamıyorum. Gözaltılar oldu süreç ilerledi. Evimde aramalar oldu. Bizim evde kalıyordu Ahmet Bey. Kontratı o imzalamıştı ustaları getirip götürüyorduk . Eşyaları tamamlamaya çalışıyordu. Ahmet bey için sıkıntı yoktu ama benim evime aramaya gelmişlerdi tutuklanma korkusu yaşıyordum. Ailemi memlekete gönderdim.

15:54 – Fatih kolejinde öğretmenken Kemal Aydoğdu ile tanıştım 2011 gibi. Olimpiyat seminerlerinde karşılaştık arkadaş olduk.

15:53 – Tutuklu Kemal Aydoğlu’nun tanığı olarak dinlenen Fatih Aytuğ ifadesine başladı.

15:52 – Bursa Cezaevi’nde başka bir dava kapsamında tutuklu olan Aytuğ, SEGBİS ile katıldığı duruşmada, ByLock kullanmakla suçlanan Kemal Aydoğdu için bilgilerini paylaştı.

15:51 – Duruşma başladı; İlk tanık Fatih Aytuğ çağrıldı.

15:44 – Cumhuriyet duruşmasında gerginlik;
Mahkeme Başkanı ayaktaki izleyicilerin çıkarılmasını istedi, izleyici bir avukat itiraz edince başkan “O zaman karar alalım, her sanığın üç avukat hakkı var” diyerek heyet üyeleriyle birlikte dışarı çıktı.

15:37 – Silivri’de görülen bir önceki duruşmada Kadri Gürsel‘in tahliyesi yönünde oy kullanan üye hakim, bu duruşmada raporlu sayıldı.

14:45 – 14:30’da başlaması gereken duruşma, gecikmeli başlayacak. İzleyicilerin 15 dakika sonra salona alınacağı söyleniyor.

13:50 – Duruşma öncesi adliye önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. Ortak basın açıklamasına okuyan Cumhuriyet Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve DİSK/Basın-İş Başkanı Faruk Eren “Türkiye’yi bu karanlıktan aydınlığa çıkaracak olan hakikatin ışığıdır. Dışarıda kalan gazeteciler olarak hakikati dillendirmeye devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

İşte mahkemenin karar tutanağı

Kimler takip etti?

Çok sayıda sivil toplum kuruluşunun katılım çağrısı yaptığı duruşmayı takip eden isimlerden bazıları şöyle:

Turgay Olcayto, İlhan Cihaner, Barış Yarkadaş, Umut Oran, Mahmut Tanal, Celal Doğan, Hasip Kaplan, Zeynep Oral, Erdem Gül, Tuğçe Tatari, Ercan Karakaş, Selin Girit, Ertuğrul Mavioğlu, Selin Ongun, Atilla Coşkun, Erol Önderoğlu, Doğan Akın, Burcu Karakaş, Metin Yener, Miraç Zeynep Özkartal, Mustafa Kuleli, Fatih Polat, Dilek Şen, Hakan Tahmaz, Oğuz Güven, Deniz Alphan, Eylem Düzyol, Şükrü Küçükşahin, Arif Kızılyalın, Meriç Velidedeoğlu, Bedri Baykam, Tayfun Atay, Bülent Özdoğan, Serpil Gündüz, Ceyda Karan, Sezgin Tanrıkulu, Semra Kardeşoğlu, Emel Mesci, Hürrem Sönmez, Seray Şahiner, Nevin Sungur, Gökhan Tan, Çiğdem Toker, Ceren Sözeri, Sabri Ergül, Hilmi Hacaloğlu, Bülent Şık, Özlem Yüzak, Murat İnceoğlu.

“Balonlarımız firar etmiş”

Yazar Ayşegül Tözeren, basın açıklaması öncesi adliye önünde 1.5 metrelik “dev balon” uçurmak istediklerini ancak yapılan gözaltı işlemi sırasında balonların Emniyet’te kaybolduğunu ifade etti. Tözeren, Özgürüz.org canlı yayınında yaşananları şöyle anlattı:

“Bir buçuk metrelik dev balonlar uçuracaktık. Bunlar çok yükseleceği için belki tutuklu gazeteci arkadaşlarımız bile görebilecekti. Ancak adliyeye girerken balonlarımız durdurulmuş. O sırada bir gözaltı durumu yaşanmış. Emniyet’e sorduk ‘Bizim balonlar nerede?’ diye. ‘Sizin balonlarınız uçtu’ dediler. Bizim balonlar firar etmiş anlayacağınız. Gözaltında kaybolmuşlar.”

Ne olmuştu?

Davanın önceki duruşmasında mahkeme heyeti, Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Yayın Danışmanı ve yazar Kadri Gürsel ve  muhabir Ahmet Şık ile Twitter’da “Jeansbiri” adlı hesabı kullandığı iddia edilen Kemal Aydoğdu‘nun tutukluluk hâlinin devamına hükmetmişti.

‘Sanık’lardan karikatürist Musa Kart, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyeleri Bülent Utku ve Önder Çelik, vakfın Danışma Kurulu Üyesi Avukat Mustafa Kemal Güngör, Okur Temsilcisi Güray Öz, köşe yazarı Hakan Kara ve Kitap Eki Genel Yayın Yönetmeni Turhan Günay 29 Temmuz’da sona eren ilk duruşmada tahliye edilmişti.

Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Erinç ile yazarlar Aydın Engin ve Hikmet Çetinkaya, da tutuksuz yargılananlar arasında.

“Özgürlük hemen şimdi”

Dışarıdaki Gazeteciler inisiyatifi, bugün görülen duruşmaya sosyal medyada katılım çağrısı yaptı. Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, köşe yazarı Kadri Gürsel, muhabir Ahmet Şık ve muhasebe çalışanı Emre İper’in yer aldığı, Cem Dinlenmiş imzalı çizimler paylaşan grup, paylaşımına “ÖzgürlükHemenŞimdi” ve “TahliyeHemenŞimdi” tag’ini attı.

About Editör .

Editör .

Check Also

Reza Zarrab hâkim karşısında: Zafer Çağlayan’a 45-50 milyon Euro, 7 milyon dolar ve 2,4 milyon TL rüşvet verdim

“Egemen Bağış’tan yardım aldım!” ABD’nin İran’a yönelik ambargosunu deldiği iddiasıyla tutuklanan Türkiye ve İran vatandaşı …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir