Cumartesi , 24 Ağustos 2019
Home » Haber » CESARETLİ KADINLAR…

CESARETLİ KADINLAR…

ebru_

Ebru ÖZDEMİR

Ben başardım…

Ben mutluyum…

Ben artık “ben”im…

Ben güçlüyüm…

Ben artık rahatça dışarı çıkabiliyorum ve rahatça insanlarla sohbet edebiliyorum.

Ben artık korkmuyorum.

Ben artık “hayır” demeyi biliyorum…

Ben “kendimi ve yaşamayı seviyorum” …

Ben “insanları seviyorum”…

Ben insanları “olduğu gibi” kabul ediyorum…

Toplantı odasına girdiğim de, börek çöreklerin kokusuyla birlikte, beni hemen içine alan başka bir koku hissettim. Direk yüzüme çarpan, içimi sıcacık yapan, azalmasını hiç istemediğim, belki de hepimizin arzuladığı bir koku…

Bu…

Bu evet…

Bu “samimiyet ”in kokusuydu.

Baştan aşağı, sırılsıklam hissettiğiniz bir “içtenliğin” kokusu…

CDK_3

Cesaretli Kadınlar Derneği’nden bahsediyorum. Hiç tanımadığım, ne yaptıklarını, amaçlarını, kim olduklarını hiç bilmediğim ve bilmediğimiz o güzel kadınların derneğinden…

Güncel Dergisi olarak görüşme isteğimizi dernek başkanına iletmiş ve derhal kabul edilmiştik. Mustafa Akpolat’la birlikte işte oraya doğru, Ochsenzoll Krankenhaus’daki derneğe doğru yoldaydım. Kadınlar hiç de alışık olmadığımız bir sorumlulukla tam toplantı saatinde oradaydılar. Fark ettim ki, bu sorumluluktan ziyade değil, orada olmak için değil, ya da bir zorunluluk için değil, gerçekten istedikleri için oradaydılar ve her toplantı gününü iple çekiyorlardı.

Dergi için geldiğimizi, onları tanımak istediğimizi ilettik. Çok memnun oldular. Konuşmaya önce dernek Başkanı Özgül Karık başladı.

2010 yılından bu yana Ochsenzoll Hastanesinde kadınlara yönelik her hafta düzenli olarak bir araya gelen ve “kendi kendine yardım ve destek grubu” amacı altında çalışmalarını sürdürenler, “Cesaretli Kadınlar Derneği’ni kurmuşlardı.

Derneklerinin kısa bir süre önce kurulduğunu, amaçlarının “kadınların içindeki gücü” farketmeleri ve aslında hepimizi içine alan küresel depresyon veya benzeri hastalıklara karşı mücadele de birbirlerine yardımcı ve destek olduklarını söyleyerek konuşmasına devam etti. Özgüven yitimi yaşayan kadınların, tekrar kendilerinin farkına varmalarını sağladıklarını, ağır yaşam koşulları altında kalan ve başkaları için yaşamaya başlayan kadınların tekrar hayata sarılmalarına karşı birlikte olduklarını ve en önemlisi artık hayır diyebilen ve kendi yaşamlarının öznesi olmaya başlayan kadınları anlattı. Haftada bir toplandıklarını, bu toplantılarda herkesin her şeyi konuşabildiği, konuşulanların o dört duvar arasından çıkmama ilkelerinin çok önemli olduğunu söyledi.

Gelecek günlerde, düzenli olarak, sanatsal, kültürel, gezi projelerini hayata geçireceklerini, her geçen gün artan katılımın daha da çoğalacağını umduğunu ve tüm kadınlara kapılarının açık olduğunu da ilave etti.

Ardından, kadınlar tek tek söz hakkı alarak ve yine hiç alışık olmadığımız bir sessizlikle birbirlerini kesmeden dinleyerek, neden orada olduklarını, derneğe katılana kadar neler yaptıklarını anlattılar. Kadınlar, yaşam ağırlığı altında ezildiklerini, zamanla hayatın anlamsızlaştığını, topluluk içine giremediklerini hatta başkalarıyla konuşmaktan korktuklarını, büyük bir özgüven yitimi yaşadıklarını anlattı…

Kayıp hayatlarını…

Hayatlarını geri kazanmak için hiçbir dakikanın geç olmadığını…

Yaşama sarıldıklarını…

Başkalarının sunduğu ya da dayattığı hayatı reddettiklerini…

Birbirlerinin acıları ve kişilik özellikleri üzerinden kendilerine mutluluk çıkarmadan, bunu yapış yapış dedikodu haline getirmeden, bireysel özgürlüklerine müdahalesiz, sadece konuşan değil aynı şekilde dinleyebilen, birlikte birbirine katkı sunarak güçlendiklerini…

Anlatırlarken, kendilerine ve birbirlerine güvendiklerini anlamamak mümkün değil. İşte o yüzden de başarılılar, diyorum. Hayatın tüm virajlarını, yokuşlarını aşmış bu kadınlar, artık ne yapmaları gerektiğini ve gerekmediğini biliyorlar.

Yaşadıkları koşullara karşı yüzleşmede, onarmada ve mücadele de kadınların, erkeklere oranla daha açık olduklarını, erkeklerin bu tarz durumlar için bir şey yapma isteklerinin olmadıklarını, hatta kabul etmediklerini, çözümü genellik içermese de, kumar ve kahvehanelerde aşmaya çalıştıklarını anlattılar.

Sanki o ağır hayat sadece kadınları etkiliyormuş gibi!?

Anlatımlarında en çok dikkatimi çeken, çoğumuzun yapamadığı ya da çok zorlandığı “hayır” demeyi pratiğe geçirmeleri…

Bunun için de önce “ben” demeyi öğrenmişler…

Ben güçlü bir insanım, benim gücüm var…

Evet”lerim kadar artık “hayır”larım da var, diyorlar.

Hayır demek cesaret işi, onlara göre “cesur kadınların” işi. Başkaları kırılır mı, alınır mı, beni sevmezler mi, yoksa hakkımda yanlış mı düşünürler dedikçe “hayır” denilemeyeceğini, çünkü “hayır” diyemeyen kişilerin, daha neye evet dediklerini fark etmediklerini de ekliyorlar.

Hangimiz kolay şeyler yaşıyoruz ki?

Hangimiz stressiz, depresyona girmeden, sarsılmadan yaşayabiliyoruz ki?

Kaçımız bunun farkına varıyor ve itiraf edebiliyoruz ki?

Kaçımız samimi birlikteliklerle, kendimize ve başkalarına katkı sunabiliyoruz ki?

Bir insanın yaşadığı koşullarla şekillenen ruhsal halini ya da herhangi bir şeyi yapıp yapmak istemediğini fark etmesi ve bu konuda bir şeyler yapmak istemesi bence çok önemli. Sadece istemek yetmiyor elbette. Bunun için mücadele etmek işin belki de en zor kısmı. İşte “Cesaretli Kadınlar Derneği” bünyesindeki kadınlar bu mücadelenin içindeler ve öyle görünüyor ki başarmışlar da…

Güncel Dergisi olarak Dernek başkanı Özgül Karık’ı büyük özverisi ve çalışmalarından dolayı kutluyor ve tüm “Cesaretli Kadınlar Derneği” kadınlarına bize gösterdikleri ilgi, samimiyet için teşekkürlerimizi iletiyorum.

Haa bu arada, börekler harikaydı. Ellerinize sağlık J

CKD_1

01.04.2016 / Hamburg

 

About Editör .

Editör .

Check Also

Erdoğan’ın diplomasını şoför onaylatmış

Erdoğan’ın şoförünün vekâletname olmadan bu işlemi gerçekleştirebilmesi ise soru işaretlerine neden oldu. Türkiye Noterler Birliği’nin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir