Pazar , 17 Aralık 2017
Home » Haber » Bir ”Tiyatro Manyağı” ile sohbet

Bir ”Tiyatro Manyağı” ile sohbet

Hamburg’da 20 yılı aşkın bir süredir Tiyatro çalışmaları sürdüren Ferman Karayiğit ile bir sohbet gerçekleştirdik.
 
Mustafa Akpolat
Sanatsal ve kültürel çalışmaların insanlar üzerindeki etkisi ile birlikte bir çok alanda yaşanan sorunların bu çalışmalara olumlu olumsuz yansımalarıda kaçınılmızdır. 1966 yılından Adıyaman’da doğan, 1989 yılından bu yana Hamburg’da yaşayan ve Sahneyi ibadethane, Tiyatroyu insanı, hayvanı, doğayı güzelleştirmede ve güzel günlere ulaşmada bir köprü olarak gören, kendisini gelecekte ”Tiyatro Manyağı” olarak anılmasını arzulayan Ferman Karayiğit’le, Tiyatro çalışmaları, sorunları, hedefleri konusundan bir sohbet gerçekleştirdik.
ferman4
 -Tiyatro’un senin için anlamı nedir?
Ferman Karayiğit-Tiyatro insanı, doğayı, hayvanı. yani dünyayı yorumlama, sahneye aktarma ve yaratıcılıkla sürekli yarışma maratonudur, Tiyatro sanatın bir parçası olmakla birlikte diğer sanat dallarından çok farklı ve özgün biri özelliği vardır. Ajitasyon ya da taklit bir yetenek olmakla birlikte Tiyatro değildir, oyunculuk, sahnede tasarlanan karekterin yüreğine ve beynine sarmalama, başkalaşma başarısıdır. Bir bütün olarak hikayenin bir parçası olma, kendi kabuğundan çıkıp ötekini içselleştirme eylemidir.
-”Göçmen Tiyatrosu”nun sorunları nelerdir?
-Yurtdışında Tiyatro yapmanın çok çeşitli sorunları var. Öncelikle Tiyatro kültürünün yaygınlaşmadiğı ülkemiz insanlarına Türkçe. Kürtce ve Almanca dillerinde hitap ediyoruz. Yurtdışındaki Türkiyelilerin çoğu ekonamik sorunlar nedeniyle ülkelerini terk etmiş durumda, bundan dolayıda para verip tiyatroya gitmek yaygın bir alışkanlık değil. çoğu zaman seyircinin evine, işyerine ve kurumlara bizzat gidiyoruz, yıllar önce tiyatroya başladığımız dönemde Kültür Dairesinin desteğini aldığımız halde ilgi azdı, ama her yıl seyirci kitlemizin çoğaldığını görmek içimizdeki tiyatro aşkını daha da palazlandırıyor.
-Bugüne kadar Tiyatro Asmın olarak kaç oyun sahnelediniz? Kaçını sen yazdın ve yönettin?
-Yaklaşık 16 oyun sahneledik, benim yazdıklarım sırasıyla; ”Analarin Öfkesi”, ”Töre”, ”Alamancı Muhtar”. ”Yumuşak Koca”, ”Krizmatik Kazma Kazim”, ”Sosyal İnek”, ”Kart Koca”, ”Entel Cabbar”, ”Bana bir goca lazım”, ”Haydirik Huyduruk Haydar”, ”Maraşa Ağit”, ”Hayır’lı Kadınlar”, ”Ah ben sağa, ochsenzolla”, ”Cüppelinin kerametleri”
”Anaların öfkesi” oyununu ”Mavi Sahne”döneminde yazmıştım, ismail Altınocağı yönetmişti, ”iki kişilik kalabalıklar” oyununu oyuncu arkadaşım Nurcan Keskin yazmıştı, birde Yilmaz Erdoğan’ın yazdığı ”Kadınlık bizde kalsın´´oyunu var, ama Tiyatro Asmin tarafinda sahnelenen tüm oyunları ben yönettim.
-Oyunları yazarken esin kaynağın nedir?
-Aslında özellikle tasarlayarak yazdığım hiç bir oyun yok, hepside kendiliğinden geldi. Ben hep söylerim ”yazmak için malzeme çok” diye ,okuyan. araştıran ve yoğunlaşan herkesin yazabileceğine inanıyorum, çok düzenli bir uyku, tv’den uzak bir yaşam ve kesinlikle spor yapmak insanın yaratıcı yanını geliştiriyor, bazen sokakta gördüğünüz ilginç bir insan, ya da aykırı bir cümle oyun yazmanıza kapı aralıyabiliyor.
-Tiyatronun insanlar üzerinde bıraktığı etkiyi gözlemleyebiliyormusun?
-Sahnelediğimiz oyunlardan sonra seyircinin sohbet isteği ve oyun hakkındaki izlenimlerinden, yüzlerindeki gülümsemeden anlıyoruzki iyi yoldayiz, hayatında hiç tiyatroya gitmemiş insanların duygularını, yorumlarını dinlemenin tarifi imkansız bir mutluluğunu yaşıyoruz, tüm maddi imkansızlıklar, salon sorunu ve hiç bir kurumun desteğini almadan yıllarca ısrarla sahnelerde gülümsememizin enerjisini seyirciden alıyoruz, ”Tiyatro aşkı” dedikleri bu işte.
-Oyuncu arkadaşlarınızın Tiyatrodan beklentileri nelerdir?
-Bir oyunu sahnelemek için aylarca provalar yapılıyor, hiç bir oyuncu oyunlardan ekonomik anlamda bir beklenti içinde değil, zira ”göçmen tiyatrosu”nun maddi getirisinin olmadığını onlar biliyor ama harcanan onca emeğin bir karşılığınıda bekleme hakları var. Bu yegane ”hak” seyircinin alkışı ve gülümsemesinden başka bir şey değil. İnsanın insana yabancılaştığı bir dönemde Tiyatronun insana kazandırdığı manavi değerleride oyuncular görebiliyor.
-Avrupa turneleriniz varmı, varsa nerelerde oyun sahnelediniz?
-Her yıl oyunlarımızı Almanya ve Avrupa’nın çeşitli kentlerinde sahneliyoruz. Daha çok Fransa’ya gidiyoruz ama yeni sezonda Danimarka ve Belçika’dan da davet geldi.
-Bugüne kadar, yazdığın  yönettiğin ve oynadığın  oyunlarda kimlerle yola devam ediyorsun?
-Kuruluşumuzdan beri Bir çok insan grubumuzda Tiyatroyu tanıma ve oyunculuğu ögrenme imkanı buldu. Tabi ki herkesin beklentisi farklı. Disiplinli bir çalışma ve Tiyatro sevdasını omuzlarında taşıyamayanlar bir dönem sonra ayrılabiliyor ama yıllardır o sevdayı paylaştığım yol arkadaşlarım başta Nurcan Keskin, Sevgi Polat. Haydar Bakay, Furkan Orak, Hacı Yorulmaz ve son iki yıldır aramıza katilan Sibel Kara, Handan Yilmaz, Nuhmete Karagül, Kasim Palabıyık ve Mehmet Koca arkadaşlarımızıda buradan selamlıyorum. Bunun dışında dernekler bünyesinde çeşitli grupları yönettim, onların bir kerede olsa sahneye çıkmasını sağladık.
-Kültür dairesinden veya başka kurumlarca desteklenen tiyatroların bazı zorunlulukları var. Örneğin çalışmalarını sınav ettirmek veya beğendirmek, yeterince seyirciye oynamak gibi, sizin gibi tiyatroların kaygıları neler veya çalışma anlayışınız nasıl?
-.Daha önce bizde Kültür Dairesi yardımını aldık ama sizinde belirtiğiniz gibi oyunların içeriğine ya da Almanca sahneleme gibi dayatmaları oluyor, bundan dolayıda 10 yılı aşkındır hiç bir kurumun desteğini almıyoruz
-Oyunlarınızı nasıl finanse diyorsunuz?
-Oyunlarımızın ”finansman”i seyircimizdir, bir de sponsorlarımız var. Beklediğimiz seyirci sayısı her yıl giderek çoğalıyor, oyunlardan maddi bir gelir elde etmesekte, hiç bir oyunda maddi sorun yaşamadık.
-Çalışmalarınızı yapacak veya oyunlarınızı sahneleyecek yer sorunu oluyor mu?
-Evet, en ciddi ve sürekli karşımıza çıkan salon sorunu, istediğimiz tarihlerde yer bulamama ve kaliteli salonlarında pahalı olması işimizi zorlaştırıyor, ama bir kaç yıldır karar aldık ne olursa olsun Tiyatroya uygun salonlarda sahne alacağız, bunuda uyguladik ve seyirci memnun.
-Genel olarak oyunlarınızın yankısı nasıl oluyor? Rahatsız olanlar oluyormu ?
-Her oyunda rahatsız olanlar karşımıza çıkıyor, ”Haydirik,Huyduruk Haydar”, ”Töre”, ”Alamancı muhtar” ve ”Ah ben saga, ochsenzola” oyunları en çok tartışma yaratan oyunlar ama biliyoruzki bir sanat eseri, bir yerde tartışmaya sebep oluyorsa, orda başarı vardır. ama ”rahatsiz olanlar”in içinde Tiyatrocu oldugunu söyleyen kesimlerinde olması garip.
-Tiyatro denildiğinde, Uluslararası veya Türkiyeden yönetmen, yazar, oyuncu olarak hangi isimler aklına gelir?
–Oyun yazarı Dario, ve Türkiyenin en çok okuduğum yazarı Çetin Altan, Bilgesu Erenus ve benim kahramanın Şarlo (Charlie Chaplin) şarlo’nun çalışma tarzı, Çetin Altan’ın oyunlarındaki sürükleyici yan, Dario’nun güçlü kalemi ve oyuncu olarak Haluk Bilginerin her karekteri sahneye taşıma başarısını boynumda bır nuska gibi taşımışımdır.
-Bir oyun sahneleme aşamasına geldiğinde seni en çok ne düşündürür?
-Oyunu yazarken kafanda yarattigin bir hikaye, o hikayenin kahramanları, ışık, kostüm, teknik olarak parçalardan oluşan bir bütündür oyun ve ben sahneleme aşamasında kafamda kurgusunu yaptığım bir bütünün parçalarından eksik bir yan ile karşılaştığım zaman geceleri bile uykum kaçar, Bir babanım. annenin bebeğini sahiplenmesine benzer oyun. İlk tiyatroya başladığımız dönemde ”seyirci yeterince gelecekmi” kaygısı vardı, şimdi seyircinin az yada çok gelmesi değil, oyunun tasarlanan aşamada olup olmadığı kaygısı başlar.
-Bir oyun için ortamama kaç gün veya saatlik bir çalışma gerekiyor?
-Oyuncu sayısına göre değişiyor, kalabalık oyunlarda işimiz daha çok zorlaşıyor ama ortalama 4 ayda, haftada 3 kez bir araya gelerek oyunlarımız sahneleme aşamasına geliyor.
-Bir çok sanat dalında kimi zaman ”alaylı ve mektepli” tartışmaları olur, bu yapılan sanata ne denli etkisi olur?
-Sanatın en net ifade şekli estetik ile yoğrulmuş yaratıcılıktır. Benim yaşıtlarım üniversiteye giderken ben Adana. Hatay cezeevlerinde Türkiye’nin yaratıcı insanları ile beraberdim. Entellektüel, çalışkan, yiğit ve sabahın köründe hergün ellerine kalem, kitaplarla dünyaya meydan okuyan insanlarla yaşadım, bu benim için büyük ”mektep”, Kuran’ı, İncil’i, felsefeyi, romanı, şiiri okumayı, yazmayı, sorgulamayı ve bir bütün olarak değişimi orda başardım. Sanat için,Tiyatro için ”mektepli” olmak yetmez, insanlar aptal değil, Tiyatro seyircisi hiç aptal değil, ”oyunlarımıza milletvekilleri geliyor” diye o oyunun kalitesini belirtmek popiler kültürün populu haline hayranlığın belirtisidir. Bu tür tartışmaları yapanları Kültür Dairesinden yardım alan, Tiyatroya aşkla değilde para için yaptıklarıni biliyoruz, kimsenin ciddiye almadığı bu tür ”Tiyatrocu”lar başkasının başarısına saldırarak gündende kalmaya çalışırlar. 3 yıl ”Küçük sahne”, 5 yıl ”Mavi sahne” ve değişik Tiyatro gruplarında oyunculuk yaptım,10 yıldır Tiyatro Asminde aralıksiz sahnedeyiz. Tiyatro, ”Eşek derneği”´kurmaya benzemez,”proleterya´´ı ´´eşek´´yerine koydunuz, ama seminer vererek Seyirciyi kimse ´´eşek´´yerine koyamaz, diplamanızla ancak Kültür Dairesini kandırırsınız. Bu arada söz, ”dost”umuza Eylül ayında ”diplama” sürprizimiz olacak.
-Oyunlarınızın bazıları her ne kadarda politik mizah olsada gündemdeki bir çok konuyada yer veriyorsunuz. Tepkilere neden olan veya sizlere tepki gösteren politik çevre veya kesimler oluyor mu? Size nasıl yansıyor?
-Oyunlarimizdan keyf olanlar kadar rahatsiz olanlarında olduğunu biliyoruz, zira biz sadece seyirciyi güldürmek değil, düşünmeye, sorgulamayada davet ediyoruz. Biliyorsunuzki muhalif kimliğinizden dolayı başta eğemenler ve onların yurtdışı taraftarlar aykırı düşüncelere tahamül etmezler, biz Türkiye kökenli bireylerden bir araya gelen, Türk, Kürt, Zaza, Alman, dünyanın farkli kültürlerinin bir arada yaşamasını savunan bir Tiyatro ekibiyiz. Sınırsız, savaşsız bir dünya savunuyoruz, oyunlarımızda bazı kesimleri bilinçli olarak rahatsız etmekte istiyoruz ve bazı düşüncelerin değişmesinde, başkalaşmasında ısrarcı davranıyoruz diyebilirim.
-Ferman tiyatro yazmasaydı, yönetip oynamasaydı ne yapardı?
Sanırım kafayı yerdim. Biliyoruzki yalnızlık çok ciddi bir sorun, bir çok insanın deprasyon ilaçları ile yaşamını idare etmeye çalıştığı bu devirde, Sanat, Edebiyat,Tiyatro en iyi ilaçtır. Sokakta yürüyen sinirli insanlar, yalnızlık kokulu mutsuz bakışlar, kavgaların ve vahşetin tırmandığı bu devirde elleriyle, ayakları ile, beyniyle ve diliyle herkes bir şeyler yaratabilir.
-İleriki süreçle ilgili plan ve projelerin varmı, varsa bunlar nelerdir. hedeflerin konusundan neler söylemek istersin?
-Doğrusu ilk hedefimiz grubumuza ait bir solunumuzun olması, bir yerimizin olması çalışmaların düzenli yapılabilmesine ve daha fazla insanı bünyemizde çalışmalarımıza katma şansımız olacaktır. Bu da yaptığımız çalışmalara olumlu bir etkisi olacağı kesin. Birde uzun süredir üzerinde çalıştığım, yazdığım bir Film projem var, senaryon hazır, onu gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.
-Son soru olarak, Ferman gelecekte yeni kuşaklar tarafından nasıl anılmak isterdi?
-Sahneyi ibadethane, Tiyatroyu insanı, hayvanı, doğayı güzelleştirme ve güzel günlere ulaşmada bir köprü olarak gören bir ”Tiyatro Manyağı” olarak anılmak isterim, bu da düşlediğim ”cennet´te” kaldığım yerden oyunlarıma devam etmemi sağlar diye düşünüyorum.

About Editör .

Editör .

Check Also

Reza Zarrab hâkim karşısında: Zafer Çağlayan’a 45-50 milyon Euro, 7 milyon dolar ve 2,4 milyon TL rüşvet verdim

“Egemen Bağış’tan yardım aldım!” ABD’nin İran’a yönelik ambargosunu deldiği iddiasıyla tutuklanan Türkiye ve İran vatandaşı …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir