Pazartesi , 15 Ekim 2018
Home » Yorum » Bir kadının penceresinden AKP

Bir kadının penceresinden AKP

1934 tarihli kanunla milletvekili seçme ve seçme hakkına sahip olan ve erkeklerle eş hakka sahip olan kadınlarımız, emansipasyon acısından da Dünya’da bir ilke imza atmıştı. Aradan sadece 76 yıl geçmesine rağmen, kadınlarımız Türkiye nin çoğu bölgelerinde bu haklarından malesef ya hiç, ya da kısmen faydalanmışlardır. Erkek eğemenliğinin yoğun olduğu ülkemizde, malesef her zaman kadınlarımıza çifte standart uygulanmaktadır.Günümüzde, yani 21.yüzyılda bu ayrımcılığın minimuma inmesi gerekirken, bir gerilemeyle karşı karşıyayiz. 2008’den beri ülkemizde cinsiyet eşitsizliği hizla artmakta.Toplumsal cinsiyet indeksine göre Türkiye, hızla 139.uncu sıraya gerilemiştir. Hele ki AKP döneminde bırakın kadın haklarını, kadınların çoğu haklarından men edildiklerini, 2.ci hatta 3.cü sınıf insan kategorisinde yer aldıklarını, sırası geldiğinde de kurbanlık hayvan gibi katledildiklerini ibretle izlemekteyiz.
Ankara Tabip odası kadınlar komisyonunun açıklamasına göre, son 7 yılda kadın cinayetlerinin %1400 arttığı ve günde ortalama 5 kadının cinayete kurban gittiği yönünde.Katliyam boyutuna ulaşan bu cinayetlere alınan önlemlerde son derece yetersiz olmasıyla birlikte katillerin yargıdan haksız tahrik indirimi alarak ,çok az bir cezalarla kurtulduklarını, dolayısıyla devam öldürmeyede böylelikle teşvik edildiklerini görmekteyiz. Kadına yönelik şiddetin, cinayetin, tecavüzün nedenleri eğitimsizlikten ve ya sapıklıktan kaynaklanmıyor. Başta erkek egemenliğinden doğmaktadır. Çünkü şiddet kadınların emeklerini ve bedenlerini baskı altına almanın ve denetlemenin en doğru aracıdır. Bu medyanin ve yargının desteğiylede malesef güçlenmektedir.Toplumsal değer yargılarında kadının erkekten değersiz görüldüğünü, ve bu nedenlede kadın cinayetlerinin ve tecavüzlerinin aslında politik olduğu; yani hükumetin sessiz kalışından bu vakaların münferit değilde sistematik olduğunu düşünmekteyim.
Hazır yargıdanda söz açılmışken, AKP yargısında da kadına yer yok. Son hakimler ve savcılar yüksek kurulu seçiminde 5 bin 528 aday arasından 211 kişi yargıtay ve daniştay üye seçilirken, kadın yargıclara negatif ayrımcılık uygulanarak, yaklaşık 1000 kadın adayından yalnızca altısı listeye gire bilmiştir.
Bu rakamın sadece 6 olması AKP’nin her firsatta dile getirdigi “pozitif ayrımcılığın” sözde kaldığını ortaya koymakta. Ayrıca ülkemizde hiç kadın valisi olmadığı gibi, kaymakamlarında sayısının düşük olduğunu bilmekteyiz. Anlayacağınız kadın yargıç sayısının bir zamanlar %40 lardayken, günümüzde sadece %3 olması eşitsiz bir adalet sisteminin acı gerçeği. AKP’nin içine baktığımızda da, 31.790 belediye meclis üyesinin sadece %0,4ünü kadınlar oluşturmaktadır. AKP’nin yönetim kadrolar içersinde yer almasını istemediği kadınlara meydanlara çıkıp çok çocuk yapmaları yönünde tavsiyeler, Tayyip Erdogan’in 8 Mart kadınlar gününde, kadınlara çağrısı “en az 3 çocuk doğurunolmuştur! Böyle bir günde günün anlamını taşıyacak sözler edeceğine; yani kadınlarımızı okumaya çalışmaya, kimseye muhtaç olmadan kendi ayaklarnın üzerinde durmalarına teşvik edeceğine, çok çocuk yaparak iş dünyasından uzaklaşmalarını, eve bağlanıp el aleme muhtaç olmalarını üstü kapalı bir şekilde önermekte. Peki,  bir ailenin üç çocuğunun yetişmesi veya eğitimi için hangi imkanları sunmakta? Hiç!!!
Zaten AKP yaşanan işsizlik sorununuda kadınlara yüklemişti. 2009 yılında AKP devlet bakanı Mehmet Şimşek, kriz döneminde” iş arayan kadınların işgücüne katılımı artıyor ve dolayısıyla işsizlik oranı artıyor” diye  bir açıklama yapmıştı.
Bunlar yetmezmiş gibi ülkemizde çalışan kadınların %52 sinin sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmadıkları, yani sigortasız ve iş güvencesiz olduklarıdır.
İş dünyasında kadına bu haksızlıklar yapılırken,okullarda da durum farklı değil.
Kızlarla erkeklere ayrı okul önerisini AKP’nin kadın Milli itim BakanI “prensipte kabul ettiğiniaçıklayarak, mollalığı tasvip etmişti.
Molla devrine olan sempatinin bir diğer örneğide çok eşliliktir.1926 yılından beri Türkiyede yasak olan çok eşlilige nazaren, AKP milletvekillerinin çoğunun çok eşli olmaları ve destekledikleri görünmekte; AKP Rize belediye başkanı, Halil Bakırcı’nın 01 Temmuz 2010’da “ikinci eşinizi Doğudan alınçağrısı yaparak, çirkin bir irk ve çinsiyet irkciliği teşvik ettiklerinin göstergesidir.
18 Temmuz 2010’dakadın, erkek eşit değildir. Ben zaten kadın erkek eşitliğine inanmıyorum. Kadınar ve erkekler farklıdır, bir birirnin mütemmimidir” diyen Recep Tayyip Erdoğan’in adalet, özgürlük eşitlik anlayışı ne ola bilirki?

………….


Eğer ki bir ülkede konser veren bir bayan sanatçı (Şebnem Ferah, İstanbul Teknik Üniversitesi) kendini dinlemeye gelen hayranlarına, “Kadınlar için oy kullanın! Eğer sanatcıların, müzisyenlerin, özellikle kadınların tekrar sahneye çıka bilmelerini istiyorsanız, mutlaka gidip oy kullanın“…. diye çağrı yapıyorsa.
Eğer ki Cumartesi Anneleri AKP binası önünde tabutluk eyleminde “daha fazla kan istemiyoruz, bu tabutun içinde acılarımız, parçalanan yüreklerimiz, parçaladığınız evlatlarımız var” diye isyan ettiklerinde polisler tarafindan coplanıyorsa
Eğer ki rakip partilerdeki kadın vekiller polis şiddetine maruz kalıp, kangren tehlikesi altında ve ya kemiklerinin kırılmasıyla karşı karşıya kalıyorsa
Eğer ki sokak ortasında kadınlarımız sırf cemaat zihniyetine uygun olmadıklarından tecavüze ve cinayete teslim ediliyorsa “ŞOVENİZM, FAŞİZM ve GERİCİLİĞİN” tekrar geldiğinin işaretleridir …..
Sadece bir kadın olarak değilde, genel olarak baktığımızda neler görüyoruz?
Ortada emperyalist ülkelerin ve siyonistlerin kurmuş olduğu bir çetenin, ülkeyi soyup soğana çevirdiğini; ülkeyi parsel parsel sattığını; yollarına çıkan herkezi, bilhassa “DÜŞÜNEN BEYİNLERİ”,yok Ergenekoncu, yok PKKci diye ortadan kaldırdığını, rakip Partilere tuzak kurarak, kaset davasıydı diye insanların özel hayatlarını gözler önüne sergileyip, Partiyi yıldırmaya çalışması; ateşkes anlaşması olmasına rağmen Doğu Anadoluyu savaş alanına çevirip halka işkence uygulayıp; ve o halkın desteklediği Partiyi seçimi boykotlayıp seçimden geri çekilmesi için zorlayan; diğer Parti başkanını mezhebinden dolayı eleştiren;sınavları şifreleyerek çocuklarımızın geleceğiyle oynayan; halkı sömürmeye ve 13 milyon insanı yoksulluğa iten; Türkiye’nin cari açığının 8 yılda 200 milyarı aşmasını sağlayan; 22.275, 65 yaş üzeri emeklinin iş aramasına neden olan; suç oranlarının artmasını sağlayan; dini kötüye kullanip, insanları diyabolik  yollarla kendine inandıran; dine, islama dayanmasına rağmen devleti olmayanın Cuma namazı kabul olmaz diye azınlık halkları rencide eden, Allaha şirk koşan; İnternet yolunu sansürleyerek insanları Dünya ile bağlantısını ve ufkunu daraltmak isteyen; şaibeli oy yoluyla iktidar olan; seçim meydanlarında belden aşağı sözler kullanan,vs….Böyle bir insana sizce Başbakanlık sıfatı ne kadar yakışıyor?
Gündemimizde işsizlik sorunu; Kürt sorunu; faili meçhul cinayetler; emeklilerin yetersiz maaşı; sokaklarda çocuklarımızın barınması; asgari ücretin yaşam sınırının çok altında olması; NATO’nun esiri olmamız; esnafın çiftçinin sorunları, karşılıksız emekleri; Amerikanın uşaklığı; zorunlu din dersi, Cem evlerinin veya diğer ibadet yerlerinin kabul görmemesi; Üniversitelerde şifre; hala paralı eğitim; kadınların 2.ci sınıf muamelesi gibi nice sorunlar varken,Türkiye’nin başbakanı kendi milletine meydan okumakla, tehditler yağdırmakla meşkul. Bir ülkenin Başbakan adayı, o ülkenin sorunlarıyla ilgilenmeli, çözüm sunmalı. O ülkenin birliği ve berabeliği için caba göstermeli. O ülkenin “Hayat Kalitesini” düzeltmek ve yükseltmek için gayret gösterip, adın pozitif olarak, ama bir o kadarda  kudretli, milleti ve vatanı için bir kalkan misali Dünyaya tanıtmalı…..

 

Ben bir kadın olarak, en baştada bir insan olarak, baktığım pencerenin kepenklerinin indirilmesini istemiyorum. Ufkumun açık, fikirlerimi hürce ifade ede bileceğim, kimsenin sömürüsüne uğramadan, kimsenin esiri olmadan insanca; herkesin eşit haklara sahip olacağı, dil, din, irk ayrımı yapılmadan, yan yana yaşaya bileceği, cennet misali bir Ülke istiyorum. Ben karanlıklarda kalıp, kaybolacağım bir Ülke istemiyo rum…..
Ben bir Molla iktidari, bir saltanat istemiyorum. Ben kadılardan yönetilecek bir yargi istemiyorum. Ben bir gün kendini “HALIFE” bile ilan edecek bir Başbakan istemiyorum…..sizlerde istemiyorsanız, oylarınızı doğru kullanın!

“72 millete bir gözle bakmayan halka müderris olsa da;HAKK´a asidir”….(Haci Bektaş Veli)
“Evrensel bir dünya için, Evrensel insan gerek”

About Selvihan Sevindik

Selvihan Sevindik

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir