Pazartesi , 10 Aralık 2018
Home » Yorum » ”Benim için ölür müsün?” dese,

”Benim için ölür müsün?” dese,

ebru_
Ebru ÖZDEMİR
“ Kapitalizm için ölür müsün?” diye sorsan,
“Manyak mısın, ne ölücem” der…
Ölmez…
Ölür mü hiç, niye ölsün…
Oysa konu manevi değerleri üzerine olunca, vatan, millet, namus, din üzerine olunca ölür de, öldürür de…
“Sık lan! Adamsan sık!” da der, ( üslup genelde böyledir )
“Kadınıma yan gözle baktı, ” diyerek “sık ”arda… ( kendi gözleri radar gibi olsa da )
Ya da neden savaştığını bilmeden öldürür de, ölür de…
Acımaz…
Düşünmez…
İslam, Budizm ve birçok diğer  inaçta olduğu gibi, feodalizme ve feodal geri duygulara dayalı toplumlar değerlerine daha bağlıdır, ölecek ve öldürecek kadar sahip çıkarlar. Buradan hareketle İslam’da sahiplenme nasıl oluyor ya da, İslami örgütlerin İŞİD’i nasıl ve neden sahiplendiğini de çözümleyebiliriz.
Muhafazakârlık değerler üzerinden gider. Kadın, aile, namus, bayrak, milli duygular, din, ruhiyat ve buna benzer muhtevi gerekçeleri vardır. Muhafazakârlık madde üzerine, yani, para, zenginlik ya da kariyer üzerine gelişmediği için insanların kabullenmesi ya da içine sinmesi kolaydır.
Kapitalizm de işini iyi biliyor,
boş değil. Mesela en güçlü olduğu yön, sosyokültürel yönü. Kapitalizmin sosyokültürel yönünü ayakta tutan ise, post-modernizm, rahatlık, rehavet, aptal bir özgürlük duygusudur.
Kapitalizmin olduğu ülkelere baktığımız da, mesela cinselliğin çok rahat, çok özgür yaşandığını düşünürüz. Özgür olmak ne kadar güzel oysa ama işin asıl yönü özgürleşmemiz değil, bunların içlerinin boşaltılmasıdır.
Örneğin, cinsellik için aşk, özlem, hasret, bağlılık gerekmiyor. İhtiyaç var, yaşanıyor ve bitiyor.
Bir sonraki ihtiyaç için yine aşk, his, kalp çarpması falan gerekmiyor.
Önemli olan o ihtiyacın karşılanması yani meta haline dönüşmesi.
Sonra insanlara bu da yetmiyor. Çünkü kapitalizm hayatın her alanında doyumsuzluğu, umarsızlığı, ruhsuzlaşmayı getiriyor.
 
Bir düşünsene, hiçbir şeye doymuyoruz.
Neden doymuyoruz biliyor musun?
Çünkü muhteviyatı yani içeriği yoktur, boşaltılmıştır.
Basit bir örnek daha verelim. Yoldan geçen birine soralım.
* Bu yıl kaç kitap okudun?
* 25 okumuşumdur. ( isterseniz 50 desin )
* Ne kitabı okudunuz?
* Krimi…
O trenlerde sürekli kitap okuyanları gördükçe “ vayy be ne çok okuyor adamlar” diyordum. Meğer “krimi” okuyorlarmış.
Eski klasik eserler okunmuyor artık, rağbet görmüyorlar, çünkü içerikliler. Çünkü onlarda aşk, barış, sevgi, psiko kültürel ilişkiler vs var.
İşte kapitalizm, her şeyin içini boşaltır ama yerine de kendisine uygun olanı koyar.
Bir örnek daha verelim.
Osmanlı, aldığı kilise veya sinagog gibi yerleri çoğunlukla ( tamamen olmasa da ) yıkıp, yerine camii yapıyordu. Yani bir muhteviyatı öldürüp, yerine başka bir muhteviyatı koyuyordu.
Kapitalizm ise cami, kilise yıkmıyor. İçini boşaltıyor, değersizleştiriyor. Hiçbir değeri muhteviyatı veya ruhiyatı olmayan Mc Donalds’ı koyuyor, banka koyuyor, AVM koyuyor…
*****
Arz ve talep diye bir şey öğrendik ekonomi derslerinde. Boşuna öğrenmişiz. Kapitalizm bize talep etmediğimiz şeyleri de sunuyor. İhtiyaç yaratıyor.
Mesela cep telefonları çıktı. İhtiyacımız yokken ya da böyle bir talebimiz yokken, fotoğraf çeken özelliklisi, sonra kameralısı, sonra bilmem neylisi çıktı.
Çok ünlü birinin eline, mesela Madonna’nın eline Iphone’u verirsin, reklama çıkartırsın ya da klibinde bu telefonu kullandırırsın. Böylece talep yaratırsın.
Biz de ihtiyacımız olmasa dahi, illa ki o Madonna’nın telefonundan talep ederiz. Ev ekonomisi, ödemelerin zamanının gelmesi çok da umurumuzda olmaz, ekmek alacak paramız kalmaz ama borç harç bulur, o telefonun en janjanlısına sahip oluruz. Eski telefonlarımızı da aile fertlerinden en yaşlısına layık görürüz, çünkü onun Madonna zamanı çoktan geçmiştir.
Telefonu aldık tamam ama iş bitti mi?
Elbette ki hayır!
Asıl mesele, sahip olduktan sonra başlıyor. Bu telefonlara öyle bir bağlanırız ki, telefonsuz yaşamanın nefes alamamakla eş değer olduğu hale geliriz.
Bir insana bağlanmaktan korkar, onun yerine elimizde son model telefonlarla sanal bir hayata hem de 3G bağlanırız.
Yani post-modern bağımlılık…
Post-modern bağımlılık, sence özgürlük müdür yoksa kölelik mi?
*****
Korkular bile farklı.
Muhafazakâr ya da muhafazakâr dinci toplumlarda insanlar, dinini kaybetmekten korkuyor, namusuna leke sürülmesinden korkuyor, vatanını kaybetmekten korkuyor ya da ne bileyim cinden korkuyor.
Kapitalizmin iliklerine kadar işlendiği toplumlarda insanlar, işini kaybetmekten, kariyerini kaybetmekten korkuyor ya da ne bileyim vergi dairesinden korkuyor. Yani hep maddiyata bağlı korkular.
*****
Muhafazakâr ya da din hâkim toplumlarda bilimden, hoşgörüden, özgürlükten, demokrasiden, sanattan, insan haklarından bahsetmek elbette ki neredeyse mümkün değildir. Kapitalizmin iliklerine kadar işlendiği toplumlardaysa, bunlardan bahsetmek mümkünken, bunların çabuk tüketiliyor olması, içlerinin boşaltılması, balon özgürlüklerin yaşanması, maddiyatçılık, ruhsuzlaşma, kendisine yabancılaşma, psikolojik hastalıkların çoğalması ve suni ihtiyaçlardan bahsetmek mümkündür.
Din üzerine kurulu toplumlar, feodal toplumlar ya da gittikçe muhafazakârlaşan toplumlarda ruhiyat, din gibi bahsettiğimiz değerler üzerinden yol alan iktidar, bunları kullanarak daha da güçlenir, daha çok destek alır. İktidar, muhafazakârlaştıkça güçlenir. Toplum manevi değerlere sahip çıkma motivasyonu ile de iktidarı sahiplenir.
Bir taraftan yükselen manevi ve dini değerleri kullanarak, bir taraftan Kapitalizm ‘in de maneviyat hariç her alanda hissedilen gücü ile kurulan bir kombinasyon, iktidarı vazgeçilmez kılıyor, gittikçe kökleşiyor. Muhafazakârlaşan ve İslamlaşan ve gittikçe koltuğu sağlamlaşan iktidarın, bir taraftan da Kapitalizm ’in yüzeyde özgürlükçü, ama derinde hayatımızın her alanını kontrol altında tutması, şu an bize sunulan yaşam koşulları…
Çok derin bir konuya, çok yüzeysel olarak baktık bu yazımızda. Yazdıklarım aslında hepimizin bildiği ama çoğumuzun farkında olmadığı şeyler.
Ne dersin, alternatif bir sistem, alternatif bir yaşam var mı sence?
04.07.2016 / Hamburg

About Ebru Özdemir

Ebru Özdemir

Check Also

ŞİMDİ UMUTLARIMI BİRİKTİRDİĞİM YERDESİN HAMBURG…

Sevgili günlük Sen bilmezsin, Hamburg’dan G-20 zirvesi diye bir zırvalık geldi geçti. Zirve öncesi tüm …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir