Perşembe , 18 Ocak 2018
Home » Yorum » Avare

Avare

Özlem Winkler – Özkan

Avare filmi Raj Kapoor’un hem yönetmenliğini yaptığı hem de başrolünde oynadığı 1951 yapımı bir Hint filmi.

Raj Kapoor bu filmle dünya çapında üne kavuştu. Filmde zengin kız ve fakir erkeğin yaşadığı aşk konu edilse de ana teması “Soylunun oğlu soylu, hırsızın oğlu hırsız olur” inancına sahip olan hakimin kendini sorgulamasıdır.

“Neden oyuncu olacaksın, imkanlarınla avukat olabilecekken sen nasıl oyuncu olmak istersin?” Bu sözleri duyduk. Canım ağabeyim, değerli bir insan olmamı arzulardı hep. Avare filmini zevkle ailece izledik ağladık ve onayladıysakta, paranın önemi bizim  Almacı ailemizde süphesizdi. “Ezilmek istemiyorsan, paran olmalı”. bizim sloganımızdı.

Garip olanda, ben hep avare olanlarla beraber olurdum, hep “değeri düşük” insanlarla gezip tozardım. Okuldan sonra, yetim bir okul arkadaşımla saatlerce sokaklarda ip atlardık.  Alman kızıydı, ama o da bizim gibiydi…Senin benim gibi işçi çocuklarıydık, daha ne olabilirdik ki? Değerimizi yetişkin olduğumuzda söke söke alacağımızı ve o çocukken değer verdiğimiz şeyleri para için satacağımızı bilmiyorduk elbett.

Türkiye ve Almanya arasında takla atmaya mecburmuşuz gibi…

Kaç kere kendi müslümanlığıyla övünen satış elemanlarından o meşhur kazığı yedik? “Almanyalı’sınız, paranız boldur”. Bunu yüzüme bile söyleyenler oldu. Parayı sokakta toplamıyoruz, fabrikalarda kadın erkek kan ter döküyoruz, gurbette azınlık nedir her gün hissediyoruz. Adımızı dahi doğru dürüst konuşamayanlarla beraber memleketimizi yeri geldiğinde müdafaa ediyoruz, ön yargılarla savaşıyoruz, kendi dilimizi unutuyoruz, çocuklarımızın konuştuğunu anlamaz hale geliyoruz, hapishanedeki genclerimiz neden çoğunlukla bizim memleketten diye düşünerek her bir fikiri reddedip tekrar baştan başlıyoruz düşünmeye. Fabrikaların önünde sıralanmış annemiz ve babamız, dükkanları olan ağabeylerimiz, belediyede çalışan kız kardeşlerimiz… buralara varana kadara anamızın ağladığını Türkiye’deki müslüman satış elemanına anlatamıyoruz. Emeklilikte memleketimize geri dönmeyi hayal ediyoruz, gösteriş merakından gittikçe büyüyen arabalarımızla çocuklarımızdan daha fazla ilgileniyoruz, karımızın süslü haline şükredip yine de sarışınların peşinden bakıyoruz. Memleketimizin tiyatrocularını gurbete çağırıp az da olsa Türkçe oyunlar izlerken maziye dayanıyoruz, her devir değişen siyasi sorunları Almanya’ya taşımaktan çekinmiyor, tüm siyasi sorunları çocuklarımıza miras olarak bırakıyoruz, çocuklarımızı Alman olmasından uzak tutuyoruz. Çünkü eğer kızsa Alman orospusu olmasın diye, erkekse evden sakın evlenmeden ayrılmasın diye kuş kanatlarımızla belki bazen boğuyoruz gençlerimizi. Boşanmalar çoğaldığından herkes herkesle çıkmış ve özgürce sevişmiş dedikoduları yapıyoruz ve en sonunda Almanlaştık biz diyoruz. Başka biri olduk, Tükiye güzel ama daha fazla Almanya’nın düzenine sahip olsa…o zor anları olmasa… Uzaktan sevmek demek ki böyleymiş.

Daha değerli bir ırktan gelidiğimizi öne sürerek yinede her fırsatta Avrupalılar gibi soylu, medeni ve zengin olduğumuzu ispat etmek istiyoruz, yıllarca.

Tiyatrocu hayatımda yaşadığım tüm sorunları aşağılık duygusu olan insanlarla yaşadım. Bu özel konuyu herkes için geçerli yapan şu an balığın başı, ataerkil hayranı kadınlarımız ve evet yine de paraya olan bağlılığımız. Fakat unutmayalım, o eski hint filiminde söylendiği gibi: “Soylunun oğlu soylu, hırsızın oğlu hırsız olur”

About Özlem Winkler – Özkan

Özlem Winkler – Özkan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir